Connect with us

Gündem

Yapı Ustasından insanlık dersi: Tarihi evleri ücretsiz restore edecek!


Ispartalı taş ve ahşap ustası Ali Dede, yok olmaya yüz tutmuş zamanı kıymeti olan sivil mimari örneği evleri hiçbir ücret almadan restore edeceğini duyurdu. Kentin merkeze bağlı yerleşimlerinden kabul edilen Sav Kasabası’ndaki eski evlerin birer birer yok olmasına üzüldüğünü dile getiren yapı Ustası Ali Dede, doğup büyümüş olduğu kasabadaki zamanı değere haiz evlerin yıkılmaktan kurtarılması için mahalli halka, muhtar ve belediye başkanlarına çağrıda bulunarak, “Eski evlerimizin anıt ev, müze ev olmak şartı ile her türlü bakım onarım ve yeniden imalatına ücretsiz talibim. Geçmişi olmayanın geleceği olmaz” diye konuştu.

Isparta Davraz Dağı’nın eteğinde kurulan Sav Kasabası, yüzlerce senedir yapı ustalarıyla anılıyor. Bölgedeki ocaklardan çıkarılan ve mahalli halkın “köfke taşı” olarak anmış olduğu volkanik taşlar, Isparta ve çevresindeki kimi kamusal yapılar ile cami ve minarelerin inşasında kullanılmış. Coğrafyanın malzemeyi, malzemenin de ustalığı belirlediği bu döngünün merkezinde, Isparta şehir merkezine ortalama 8 kilometre mesafedeki 1300 rakımlı Gölcük Volkanizması yer ediniyor.

GÖLCÜK VOLKANININ TÜFLERİ KENTİN MİMARİSİNDE YAŞIYOR

Tıpkı Erciyes’in tüflerinin Koca Sinan’ın mimarbaşılığa giden yolunun taşlarını döşemesi şeklinde Gölcük Volkanının tüfleri de Isparta’daki taş ustalarının yolunu belirlemiş. Bugün birçoğu depremlerle yıkılmış olsa da kentte Gölcük volkanının tüflerinden yerli ustaların inşa etmiş olduğu kamusal ve sivil yapıları görmek halen mümkün. Kentte Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde köfke taşı kullanılarak inşa edilen ve günümüze ulaşan kamusal yapılar içinde Ulusal Eğitim Müdürlüğü’nün kullandığı Isparta İdadisi, Tren Gar’ı, Cumhuriyet ve Gazi ilkokulları ile Garnizon binası şeklinde yapılar bulunuyor. Isparta Valiliği’nin halen kullandığı valilik binası da köfke taşından inşa edilen kamusal yapılar içinde yer ediniyor.

USTA MİMARIN GÖZÜNDEN ISPARTA’NIN VOLKANİK TAŞLARI

2014’te yitirdiğimiz anıtsal yapılar uzmanı mimar Hüsrev Tayla, ‘Geleneksel Türk Mimarisinde Yapı Sistem ve Elemanları’ kitabında (TAÇ Vakfı yayını), Sav Kasabası yakınlarından çıkarılan volkanik taşlar hakkında şu detayları veriyor: “Isparta’nın 10-12 kilometre güneybatısında Dereboğazı’ndan çıkarılan açık renkli taşlar, büyük sanidin billuru trakittir. Şehirde inşaat taşı olarak kullanılmaktadır.”

BÖCÜZADE’YE GÖRE SAV KÖYÜNÜN EVLERİ DAHA DÜZGÜN

19. ve 20. Yüzyıllarda yaşamış olan ve Osmanlı’dan Cumhuriyet’e değişik dönemlere tanıklık eden Ispartalı mahalli tarihçi Böcüzade Süleyman Sami ise ‘Isparta Tarihi’ (Serenler Yayını) kitabında Sav kasabasını şöyleki konu alıyor: “Davras’ın eteklerinde olup bol suyu vardır. Sebzecilik, meyvecilik ve kerestecilik ile geçinirler. Eskiden donluk ve kefenlik bezler dokunur ve Antalya’ya kadar gönderilirdi. Bu köyün evleri diğerlerinden daha düzgün ve düzenlidir. Köyde hamam vardır.”

GELENEKSEL KÂGİR YAPILAR BİRER BİRER YOK OLUYOR

Böcüzade’nin de övgüyle sözünü etmiş olduğu Sav nahiyesinin sivil mimari örneği olan geleneksel evleri ne yazık ki birer birer yok oluyor. Mahalli araç-gereç ile mahalli ustaların elinde biçimlenen kâgir Sav evlerinin yerini betonarme apartmanlar alıyor. Büyük kısmı “sanatsal değeri olmadığı” nedeni öne sürülerek, bazıları da tescil sonrasında yaşanmış olan yönetimsel problemler sebebiyle koruma altına alınmayan geleneksel mimari unsuru evler belleklerden siliniyor.

TAŞ VE AHŞAP USTASI ALİ DEDE, EVLERİ ÜCRET ALMADAN ONARACAK

Sadece bu negatif gidişat karşısında sessiz kalmayanlar da var. Onlardan biri de yapı ustası Ali Dede. Sav nahiyesinde doğup büyüyen sadece ülkenin birçok kentinde zamanı yapıların onarım ve restorasyonunda çalışan taş ve ahşap ustası Ali Dede, her biri birer kültür varlığı olan eski evlerin yıkılıp gitmesinin önüne geçebilmek için hiçbir ücret almadan çalışacağını duyurdu. Mahalli halka ve yöneticilere seslenen yapı ustası Ali Dede’nin çağrısı şöyleki:

‘GEÇMİŞİ OLMAYANIN GELECEĞİ OLMAZ’

“Eski evlerimizin anıt ev, müze ev olmak şartı ile her türlü bakım onarım ve yeniden imalatına ücretsiz talibim. Geçmişi olmayanın geleceği olmaz. Bu günlerde güzel kasabamızda, ‘harabe haldeler, çirkin gösteriyorlar içinde sarhoş ve berduşlar kalıyor’ diye, hiç acımadan, gözünün yaşına bakmadan birer birer yıkılıyorlar. Hâlbuki o evler bizim geçmişimiz. Kim bilir hangi zanaatkârın usta elinden çıktılar? O yıldızlı tavan işlemeleri,  gelin gibi süslenen raflar, yüklükler; tavan ve yer döşemeleri, ocaklar. Hepsi birer alın teri, hepsi sanat şaheseri. İnsanların o evlerde ne hatıraları oldu, acı tatlı neler yaşandı? Ocaklarında pişen, birlik beraberlik içinde yenen baldan tatlı aşları, ekmekleri oldu. Geçmişimiz adına kasabamda yıkım kararı verilmiş ya da henüz böyle bir karar alınmamış, kimin olursa olsun eski bir evin bakım ya da yeniden imalat işlerinde işçiliğini ücretsiz yapmak üzere talibim.”

‘20 YIL BU KASABANIN EKMEĞİNİ YİYİP SUYUNU İÇTİM’

Zamanı evlerle ilgili yapmış olduğu çağrıyı toplumsal medya hesabından gösteren yapı ustası Ali Dede’nin garip bir yaşam öyküsü de var. Sav nahiyesinde uzun seneler esnaflık yaptığını ve arkasından yapı ustalığına başladığını özetleyen Dede, “Sav kasabamızda bakkal dükkânı işletiyordum. 20 yılı aşkın bu kasabanın ekmeğini yedim, suyunu içtim. İnsanlarını, kültürlerini tanıdım, sırlarını paylaştım. Acı tatlı öyküler biriktirdim. Daha sonra taş ustalığına başladım. Babam köfke taşı ocağında çalışırdı. Dedem ve ninem de aynı şekilde bu ocaklarda çalışmışlar. Daha sonra kireç ocağı işi yapmışlar. Yani benim bu konuda bir alt yapım vardı. Köyümüzde Hamaloğlu adında bir usta vardı, okul yıllarımda hafta sonu tatillerinde onun yanında çalışıyordum. Bu işi severek yapıyorum. Parasal yönünde değilim. Manevi bir mutluluk veriyor bana. İmkânım olduğu ölçüde de yapacağım” diyor.

KARŞILIK BEKLEMEDEN ÇEŞMELER YAPIP TÜRBELERİ ONARIYOR

Sav nahiyesinden oldukca kıymetli yapı ustaları yetiştiğini ve Türkiye’nin birçok yerinde yapılar inşa ettiklerini özetleyen Ali Dede,  iş yapmış olduğu Sütçüler ilçesine bağlı Çandır köyünde de karşılık beklemeden çeşmeler yaptığını, türbeleri onardığını söylüyor. Sav nahiyesindeki eski evleri de hiçbir ücret talep etmeden onarmayı istediğini dile getiren Dede, niçin bu şekilde bir işe giriştiğine ilişkin sorularımızı ise şöyleki yanıtladı: “Davraz’ımızın bitişiğindeki Göktepe dağımızda yan yana yatan üç gömüt var. Fakirlikten fanilası olmadığı için ‘göyneksiz’ deniliyor. Bu mezarlar da harap olmuş, kaybolmaya yüz tutmuş. Bu tarz şeyleri da onarmayı, bakımını yapmayı oldukca isterim. Zira onlar benim atalarım, onların hikâyeleriyle büyüdüm, onlarla gururlandım.

KAZANCININ YARISINI İNSANLAR VE DİĞER CANLILARLA PAYLAŞIYOR

Atalarımızın yaşam kültürüne ilgi duyuyorum. Oldukça mal ve para biriktirmeyi sevmiyorum. Ne kazandıysam yarısını insanlarla ve öteki canlılarla paylaşayım isterim. Bu duyguyu içimde hep canlı tutarım. İnşaat işlerinin haricinde toprakla da uğraşıyorum. Çeşitli meyve ağaçlarım var, her türlü ürünü kendi bahçemizde yetiştiriyoruz. Üretim esaslı yaşıyoruz. Ürettiklerimizi pek satmayız. Bir tek ineklerimizin sütünü satıyoruz. Zira biz yoksulluğu da yardımı gördük. Ürettiklerimizi bu yüzden satmıyoruz. Kimin evinde tamamlanmamış bir şeyi var ise onu gidermeye çalışırız. Bu bizim hem evde hem de iş yaşantımızda geleneğimiz, göreneğimiz.”

‘ATATÜRK’ÜMÜZÜN YUNDUĞU HAMAMI DA ÖZENLE ONARDIM’

Ali Dede doğup büyümüş olduğu kasaba başta olmak suretiyle birçok kentte zamanı yapıların onarım ve restorasyonunda vazife almış. Antalya’daki Hıdırlık Kulesi ve Mevlevihane de bunlar içinde. “Yalova Gacık köyünde Atatürk’ümüzün de yunduğu söylenen eski bir hamam tamamen harap olmuştu” diyen Dede,  zamanı hamamın onarımında büyük bir özenle çalıştığını dile getiriyor.


Okumaya devam et.
Yorum için tıkla

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

Hukukçular, açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı’na değerlendirmede bulundu



TAMAMEN BİR MAKYAJ

Muharrem Adam (CHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Görevli Genel Başkan Yardımcısı)

İnsan hakları anayasada güvence altına alınır. Anayasa mahkemesinin görevi anayasada yazılı hak ve özgürlükleri korumaktır. Siz Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tanımıyorsunuz. Siz AİHM kararlarını tanımıyorsunuz. İşinize gelirse uyuyorsunuz, işinize gelmezse yargıya yönerge veriyorsunuz. Mahkemelerin dahi uymasını engelliyorsunuz. Bu zihniyet düzeltim yapabilir mi, zihniyetin değişmesi lazım. Mesele zihniyette ve uygulamada. En muhteşem anayasayı yapalım, en muhteşem yasaları Meclis’ten çıkaralım fakat iktidardaki zihniyetin bunlara saygısı yoksa samimi değilse, ne yapabilirsiniz, haklarınız ve özgürlüğünüz tehdit altındadır.

“Tutuklulukla ilgili düzenleme” deniyor. Esasen mevcutta da tutuklama bir tedbirdir fakat bu zamanda bir cezalandırma yöntemine dönüştü. Bizim yasalarımızda tutuksuz yargılamayı engellemiş olan bir düzenleme mi var? Bizim yasalarımız sabaha karşı beşte insanların evlerine girmek için kapısını kırıp, içeriye girip, evlatlarının gözü önünde ters kelepçeye yatırıp gözaltına alın mı” diyor. Osman Kavala üç senedir tutuklu, hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet sonucu var mı? Iyi mi 3.5 yıl cezaevinde tutabiliyorsunuz, bu kadar büyük bir insan hakkı ihlali yaratan yasalar mı, iktidardaki zihniyet mi?

“Uzun yargılama zararları karşılanacak” diyor. Mevcut yasal düzenlemelere gore de önlenebilir. Gosteri ve yürüyüş hakkı esasen var. Öyleki bir iktidarla karşı karşıyayız ki tüm iktidarları süresince aldatma ve aldatılma üstüne kurulmuş her şeyleri. Şimdi de gene milleti aldatmaya çalışıyorlar. Güya, “Bizim yönümüz Avrupa” diyerek vatandaşlarını aldatmaya çalışıyor. Tamamen bir makyaj. “Siyasi Partiler ve seçim mevzuatında değişiklik yapılacak bir çalışma içinde olduklarını söyledi, bu da tamamen “Nasıl iktidarda kalabiliriz, Meclis’teki çoğunluğumuzu nasıl kaybetmeyiz çalışması”.

KADININ ADI HÂLÂ YOK

Uğur Poyraz (İYİ Parti Genel Sekreteri)

Sayın Cumhurbaşkanının açıklamasında da belirttiği benzer biçimde Avrupa Birliği’ne vizesiz seyahate ilişkin bir ekip kuralların Türk hukukuna derç edilmesiyle ilgili bir mevzu. Örnek veriyorum burada İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili bir mevzu yok. Biz sayın genel başkanımız eliyle hanıma yönelik sertlik, hakaret, öldürme, yaralama benzer biçimde alanlarda da bir ağırlaştırıcı madde konulmasını talep etmiştik. Eşe karşı değil, hanıma karşı ibaresinin konmasını istemiştik. Burada ‘eş’ yanına ‘boşanılan eşi’ eklemişler. Hâlâ kadının adı yok. Bu metinde “Otel odasında gece yarısı gözaltına almaya son veriyoruz” diyor. Adam otelde kalıyorsa, firar değil, kaçak değil. Bir anlamı yok esasen. Şu anda hakim, savcı ya da kolluk görevlisinin açıklanan hususları yerine getirmesi için elini kolunu bağlayan hiçbir mevcut madde yok ki. “Sabaha karşı 4’te otelden alacaksın” diye bir madde yok ki “alamazsın” diye kaide koyuyorsun. “Yetersiz ve hatalı raporları alışkanlık haline getiren bilirkişileri derhal sicilden çıkarıyoruz” diye bir madde var. Bilirkişilerle ilgili bu şekilde bir sorununuz var ise uzmanlık mahkemeleri niçin kurmuyorsunuz? Rahat bir örnek vereyim: Selahattin Demirtaş’ın terör örgütü propagandası yapmış olup yapmadığını bir hakim anlayamaz mı? Şimdi hakim bunun kararını veremiyor, bilirkişiye gönderiyor. Söylenenler uygulanırsa, duyarlılık gösterilirse sevindiricidir. Fakat bunlar Türk yargısına itimatı yine tesis etmek için kafi değildir. Daha yapısal, yargıçları daha özgürleştirici kurallar gereklidir.

BİR TEMENNİLER BİLDİRİSİ

Mehmet Durakoğlu (İSTANBUL BARO BAŞKANI)

2014’te de bir fiil planı hazırlanmıştı, sadece bir türlü yürürlüğe girmedi. Dolayısıyla şimdikinin yürürlüğe girebileceğine ilişkin hangi gerekçelerden hareket edeceğiz, bu kadar iyi niyetli olacak mıyız, fazlaca güvenilir değilim. Üç kez hazırlanmış yargı reformu strateji taslağı, iki kez hazırlanmış insan hakları fiil planı var. Bunlara ne seviyede, iyi mi inanacağımız problemi bizim için temel bir mesele. Cumhurbaşkanı tarafınca açıklanan cümlelerin hiçbirine karşı olmak mümkün değil fakat bizim sıkıntımız o ki, bunların hiçbiri uygulamaya yansımıyor. Uygulamaya yansıyabilecek alanlar mevzusunda hiçbir güvence verilmiş değil. Bugün Cumhurbaşkanı tüm hakimlere, savcılara fazlaca açıkça “benden gelen ve benim adıma verilen talimatların hiçbirine uymayacaksınız” diyebilseydi ya da yargıçlar, savcılar için bir coğrafi güvence getirilmiş olmasaydı ümit verebilirdi. Bu haliyle baktığımda benim için temenniler bildirisi olmaktan öteye geçmiyor. İlgimi çeken de nihayi hedef olarak tüm bunların anayasaya bağlı olması. Evet anayasa yapmak benzer biçimde bir sorunumuz var fakat geldiğimiz nokta itibariyle bu anayasanın Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin varlığını sürdürecek şekilde yapılması halinde de burada söylenenlerin tamamı hakkaten temenni olarak kalacaktır. Ek olarak gelecek hafta içinde bir ekonomik düzeltim paketi duyuru edilecekmiş. Sanki bugün duyuru edilen şeylerin ekonomik düzeltim paketiyle yakından ilgisi bulunduğunu düşünüyorum. Şu sebeple başlıklardan biri iyelik hakkı. Bilhassa OHAL döneminde KHK’lerle sınırlandırılan iyelik hakkına ilişkin bazı düzenlemeler getiriyor. Sözgelişi ‘acele kamulaştırma’yla ilgili esasen fazlaca ciddi sorunlarımız vardı. Bu problemler KHK’yle getirilmişti. Dolayısıyla bunlardan vazgeçilirken görebildiğim kadarıyla bir yönüyle yabancı ana paraya güvence vermeye çalışılıyor. Yoksa bizim avukatlar açısından mesela müdafa hakkına getirilen en minik bir değişim söz mevzusu değil.

HİSSETMEK İSTİYORUZ

Erinç Sağkan (ANKARA BARO BAŞKANI)

30 Mayıs 2019’da Yargı Reformu Strateji belgesi hazırlanmıştı. Gene 9 amaç, 63 hedef, 256 etkinlik içeriyordu. Bu belge içinde de yeni bir fiil planı hazırlanacağı ifade edilmişti. Yargı reformu strateji belgesi açıklandığında bunun ana amacının itimat veren erişebilir bir hakkaniyet sistemi olduğu ifade edilmişti. Doğal ki burada hedefim bir niyet okuyuculuğu yapmak değil, bugüne dek Türkiye’de fazlaca sayıda düzeltim paketi hazırlandığını, fiil planları hazırlandığını, hatta bunlara ilişkin yasal düzenlemeler yapıldığını da gördük. Sadece bunların uygulamada maalesef ki gerek hukuki güvenlik, gerekse anayadan meydana gelen temel hak ve güvencelerimizin güvence altına alınması mevzusunda somut anlamda yaşantımızda ve bir hukukçu olarak da meslek yaşantımda görmüyorum. Sayın Cumhurbaşkanı bugünkü fiil planını açıklarken de bunun bir arzu ve temenni belgesi olmadığını ifade ediyor. Sadece bugüne kadarki örneklere baktığımızda fazlaca sayıda düzeltim belgesine ve fiil planına karşın biz anayadaki tanımlanan hukuk devleti olmaktan son aşama uzak kaldığımız benzer biçimde, başta adil yargılanma ilkesi ve ifade hürriyeti olmak suretiyle en temel hak ve özgürlüklerimizin de daha ağır şekilde kısıtlandığı bir süreci yaşıyoruz. Bakın 30 Mayıs 2019’da yargı reformu strateji belgesi hazırlandığında Türkiye 2019 hukukun üstünlüğü endeksinde 126 ülke içinde 109. sıradaydı. Oysa bu düzeltim belgesi ve üstünden üç tane yargı paketi Meclis’ten geçmiş olduğu halde 2020 senesinde 128 ülke içinde 107. sıradaydık. Daha somut örnekler verecek olursam, mesela yargı reformu strateji belgesinden sonrasında getirilen düzenlemelerden birinde terörle savaşım kanununun 7. maddesine “haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” hükmü eklenmişti. Kaldı ki ifade hürriyeti olarak bahsedebileceğiniz bu yargı anayasamızda da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüğümüz olması durumunda bu düzenlemenin somut olarak kanun metnine girmesinden sonrasında da fazlaca sayıda ihlal örneğini yaşıyoruz. Mesele tamamen uygulamada. 30 Mayıs 2019’da hakim ve savcılara coğrafi güvenceden bahsedilmişti, bugün gene bahsedildi. Haliyle hepimiz belge değil, günlük yaşantımızda bunu görüp sezmek istiyoruz. Bugün ortaya konan belgenin neredeyse tamamının altına bu ülkede yaşayan hepimiz gönül rahatlığıyla imza atabilir. Sadece sayın Hakkaniyet Bakanımızın bundan birkaç hafta ilkin ifade etmiş olduğu suretiyle “Yargı konjonktüre bakmaz, tavsiye, telkin almaz” demişti. Bizim aslolan sorunumuz uygulamadan kaynaklanıyor. Bakın bu belge içinde masumiyet karinesinden, lekelenmeme hakkından bahsediliyor. Oysa ki bunlar esasen çağdaş hukuk sistemine haiz dünyadaki tüm ülkeler tarafınca kabul edilmiş evrensel hukuk kurallarıdır. 


Okumaya devam et.

Gündem

Mekan farklı, olay aynı! Eğlence mekanlarına baskında ceza yağdı


class=”cf”>

Vaka, dün saat 21.10 sıralarında bir gece kulübünde meydana geldi. Gece kulübünde bulunan bir bayan şiddete maruz kalmış olduğu suç duyurusunda bulunmuş oldu. İhbar üstüne, bölgeye giden takımlar içeriden seslerin geldiğini duyunca zili çaldı. Kapının açılmaması üstüne itfaiyeye haber verildi. İtfaiyenin vaka yerine geldiğini duyan çalışanlar kapıyı kendi rızası ile açtı. Polis denetiminde, işyerinin ruhsatının olmadığı, koronavirüs tedbirleri kapsamında kapalı olması gerekirken faaliyetine devam etmiş olduğu, içeride bulunan 28 kişinin toplumsal mesafe kurallarına uymadığı ve sokağa çıkma yasağının ihlal dildiği belirlendi. 28 kişiye, 176 bin 400 lira para cezası kesildi. Gözaltına alınan iş yeri sahibi hakkında adli işlem başlatıldı.

ADRES FARKLI OLAY AYNI

Konak’ta ise devriye gezen polis ekipleri saat 02.30 sıralarında bir kafeteryadan sesler geldiğini fark etti. İşletmenin kapısı kapalı olmasına karşın yandaki hanın içinden kafeteryaya girildiğini fark eden polis harekete geçti. Kafeye baskın meydana getiren takımlar, içeride 14 kişinin bulunduğunu görmüş oldu. Alkol aldıkları da görülen 14 kişiye, sokağa çıkma kısıtlamasını ihlal etmek ve toplumsal mesafeye uymamaktan toplam 88 bin 200 lira ceza kesildi. İşletme sahibi hakkında adli işlem başlatıldı.


Okumaya devam et.

Gündem

İktidar, ‘Kanal İstanbul için’ yasal değişiklik peşinde



CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, TBMM’ye sunulan 7 yasada değişim yapılmasını öngören 12 maddelik yasa teklifinde, iktidara yakın şirketlere yeni ayrıcalıklar tanındığına dikkat çekerek, Kanal İstanbul ile yol bağlantısının sağlanacağı Şimal Marmara Otoyolu kapsamındaki Nakkaş-Başakşehir kesimi ihalesine dış kredi sağlanması için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın ilk kez kefil olacağını deklare etti. Akın, “İktidar yanlısı şirket dış kredi bulsun diye Ulaştırma Bakanlığı’nın kefil olması için yasal düzenleme yapılıyor. İktidar; Kanal İstanbul’a henüz tek bir çivi bile çakılmadan bağlantı yolu için özel yasa değişikliği yapmak istiyor” değerlendirmesinde bulunmuş oldu.

KGM’NİN KEFİL OLMASI YETERLİ BULUNMADI

Akın, “Yap-işlet-devret (YİD) modeliyle yapılacak proje için Karayolları Genel Müdürlüğü’nün kefil olması yeterli bulunmadı. Hazine ve Maliye Bakanlığı da borç üstlenim anlaşmasına taraf olmak istemedi. Yurtdışından para bulunamayınca iktidar bugüne kadar uygulanmayan bir yöntemi hayata geçirmeyi amaçlıyor. İlk kez Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın kefil olması için düzenleme yapılacak. Esnafımız, salgında yeteri kadar desteklenmediği için peş peşe iflas etmeye başlarken, ekmek kapısına kilit vururken iktidar; inatla yapacağını duyurduğu Kanal İstanbul’un yol bağlantısı için dış kredi bulamayınca; Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nı kefil göstermek için yasa değişikliği yapıyor” ifadelerini kullandı.


Okumaya devam et.

Facebook

Popüler

Python örnek projeler deneme bonusu veren siteler