Connect with us

Gündem

Sultangazi Hamza Yerlikaya Spor Kompleksi’nin ismi tartışılıyor



İYİ Parti Avcılar ve İBB Meclis Üyesi Sinan Gümüş, Sultangazi Hamza Yerlikaya Spor Kompleksi’ne Olimpiyat ve Dünya Şampiyonu Naim Süleymanoğlu’nun adının verilmesi için teklif sundu. Gümüş, “Hamza Yerlikaya’nın üniversiteye kaydolmak için verdiği lise diplomasının sahte çıktığına dair hakkında bir mahkeme kararı var. Kendi beyanıyla da bunu mahkemede onaylıyor. Siyasetçi ve bürokrat kişiliği artık şaibelidir ve sporcu kimliğine de zarar vermiştir. Biz sporcunun zeki, çevik ve ahlaklı olanını severiz” dedi. Gümüş’ün verdiği teklif, AKP/MHP oylarıyla reddedildi.

İYİ Parti’li Sinan Gümüş, İBB Meclis toplantısında, Sultangazi’de bulunan Hamza Yerlikaya Spor Kompleksi’nin isminin değiştirilmesi için teklif verdi. Teklifinde komplekse Olimpiyat ve Dünya Şampiyonu Naim Süleymanoğlu isminin verilmesini isteyen Gümüş, Hamza Yerlikaya’nın Gençlik ve Spor Bakanlığı ile TBMM resmi sitelerinde hala üniversite mezunu göründüğünü sadece üniversiteye kaydolmak için verdiği lise mezuniyet belgesinin düzmece çıktığına dair hakkında bir mahkeme sonucu bulunduğunu söylemiş oldu. Gümüş “Hamza Yerlikaya siyasetçi ve bürokrat kişiliği artık şaibelidir ve sporcu kimliğine de zarar vermiştir. Profesyonel sporcu kimliğine hala saygı duyuyoruz. Ama sevgiye gelince; Biz sporcunun zeki, çevik ve ahlaklı olanını severiz” ifadesini kullandı.

İBB Meclisi 1. Başkanvekili Zeynel Abidin Okul, “Burası mahkeme değil, hakkındaki iddialar netleşmeden böyle bir dünya çapında gurur duyduğumuz bir sporcu hakkında bu şekilde bir teklifi çok doğru bulmuyorum. Ama madem gündeme getirdiniz oylatacağım” dedi. 

GÖKKUŞ : YERLİKAYA ÜNİVERSİTE MEZUNUDUR

AKP Grup Sözcüsü Faruk Gökkuş ise “Hamza Yerlikaya 17 yaşında asrın güreşçisi olarak ilan edildiğinde hepimiz gururlandık. Ama Hamza Yerlikaya çok büyük bir suç işledi. AK Parti’den milletvekili oldu. Partizanlığın daniskasını burada görüyoruz. Hamza Yerliyaka kendisi ile ilgili iddialara cevap verdi. Açıp okursan ne dediğini görürsün. Hamza Yerlikaya üniversite mezunudur. Hamza Yerlikaya Türk ulusunun Türk gençliğinin örnek alabileceği asrın güreşçisidir. Kendisi ile gurur duyuyoruz. Teklifin gündeme alınmasını kabul etmiyoruz” diye konuştu.

İYİ Parti’li Gümüş, yine söz alarak, “Hamza Yerlikaya’nın açıklamasını okudum. Açıklamasında, ‘Mahkeme beyanı yalandır’ diye bir cümle geçmedi. Kendisi üniversite mezunu olduğunu sözlü olarak iddia etmektedir. Ortadaki mahkeme kararı da yasal bir belgedir. Sporcu kişiliği ile ilgili de tasvip ettiğim bütün özelliklerini söyledim. Ben siyasi kimliğinin şaibeye döndüğünü söylemeye çalışıyorum. Her seferinde AK Parti kendilerine pay çıkarmak açısından ‘mağdurum da mağdurum’ pozisyonları ile bizi partizancılıkla, kendi yaptıkları şeyi ‘biz yapmadık siz yaptınız’ söylemleri ile savunma metoduna geçtiler. Bence bu metodu bıraksınlar” dedi.

Münakaşanın peşinden teklif, AKP-MHP grubunun oylarıyla reddedildi.


Okumaya devam et.
Yorum için tıkla

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

Kars'ta yürek yakan haciz öyküsü


Kars’ta yürek yakan haciz öyküsü


Kredi borçlarını ödeyemediği için Türkiye’nin dört bir yanından “haciz öyküleri” gelmeye devam ediyor. Kars’ta çiftçilik yaparak geçinen Aytekin Tok, bankadan almış olduğu krediyi ödeyemeyip traktörü haczedilince İstanbul’da inşaat işçiliği hayata geçirmeye giderek 6 sözü geçen evini geçindirmeye çalışıyor. Bakımsızlıktan evleri çöken Baba Mehmet Tok ise “Ben 65 yaş maaşı ile burada 5 nüfusa bakmaya çalışıyorum. Oğlum gurbette inşaat işçisi. Evde bir tek hayvanımız yok. Devletten aldığım 65 yaş maaşının bir kısmını borca, bir kısmıyla da 5 nüfusa bakmaya çalışıyorum” dedi.

Kars’ın Akyaka ilçesi Büyük Pirveli köyünde yaşayan Aytekin Tok, hususi bir bankadan çekmiş olduğu 11 bin lira borcu 26 bin olunca traktörü icra memurları tarafınca götürüldü. Evde yaşlı anne ve babasının yanı sıra eşi ve iki evladı bulunan Tok, şu anda İstanbul’da inşaat işçisi olarak çalıştığını, pandemi ve kar yağışı sebebiyle onu da yapamadığını söylemiş oldu.

Maddi yetersizlik sebebiyle evleri bakımsızlıktan çöken Baba Mehmet Tok, yaşadıkları sıkıntıyı şu sözlerle konu alıyor:

“Ben 65 yaş maaşı ile burada 5 nüfusa bakmaya çalışıyorum. Oğlum gurbette inşaat işçisi. Evde bir tek hayvanımız yok. Devletten aldığım 65 yaş maaşının bir kısmını borca, bir kısmıyla da 5 nüfusa bakmaya çalışıyorum. Ödeme gücümüz yok. Evimi bile devlet yaptı. Devletimizin bize yardım etmesini istiyorum.” 

Haczedilen traktörün sahibi amca Rıza Tok’un eşi Ayten Tok ise çaresizliğini şu şekilde dile getirdi:

“Eşim traktörü yeğeninin üstüne almıştı. Kendisi de kefildi. Bu sabah kapıyı gelen memurlar garajda bulunan traktörü çekiciye yükleyip götürdüler. Asla mi vicdanları yok? Ben hanım başıma ne yapayım? Yeğenimizin borcunu ödeyecek gücü yok. Yazın köyde çobanlık yapıyor. Kışın da inşaatta çalışıyor. Evde beş nüfusla mağdurlar.

Benim eşim hasta. Tedavi için İzmir’e gitti. Üç oğlum var, üçü de şu anda inşaatta çalışıyor. Evde bir tek hayvanımız yok. Hayvanların hepsini sattık traktörün borcunu verdik. Oğlumun birinin evi geçenlerde uçtu. Borçları ödeyecek gücümüz yok. Ben burada üç oğluma ilişik on nüfusla hanım başıma kalıyorum. Traktörün son taksiti kalmıştı, alıp götürdüler. Yarın çifte çıkıp ekin ekeceğiz, traktörsüz nasıl yapsak?” 

ANKA

(function(i, s, o, g, r, a, m))(window, document, ‘script’, ‘https://www.google-analytics.com/analytics.js’, ‘ga’);
ga(‘create’, ‘UA-121944279-5’, ‘auto’);
ga(‘set’, ‘campaignSource’, ‘Feysbuk’);
ga(‘set’, ‘campaignMedium’, ‘Feysbuk Instant Articles’);
ga(‘set’, ‘referrer’, ia_document.referrer);
ga(‘set’, ‘page_title’, ia_document.title);
ga(‘send’, ‘pageview’);

(function(m,e,t,r,i,k,a)function()[]).push(arguments); m[i].l=1*new Date();k=e.createElement(t),a=e.getElementsByTagName(t)[0],k.async=1,k.src=r,a.parentNode.insertBefore(k,a)) (window, document, ‘script’, ‘https://mc.yandex.ru/metrika/tag.js?id=49053425’, ‘ym’) ym(49053425, ‘init’, { trackLinks:true, accurateTrackBounce:true, params: window.yaParams||{title: “no title”} });


Okumaya devam et.

Gündem

İNGİLTERE… Bir zamanlar Kıbrıs, ABD, John Wayne, Tommix, Texas


TRT Televizyonu “Bir Zamanlar Kıbrıs” adlı bir takım çekimi için birkaç hafta ilkin 250 kişilik bir ekip ile KKTC’ye gitmişti. Tam Covid-19 un yayılmaya başladığı sırada ve sokağa çıkma yasağı uygulanmış olduğu zamanda. Çekim hala devam ediyor.

İlk zamanlar sıska protestolarla vaka geçiştirildi. Şimdi toplumsal medyada şiddetli bir protestoya tanık olmaktayız. Hayır, hayır, bir film yüzünden halkın tehlikeye sokulduğu için değil protestolar.

Toplumsal medya protestolarının odak noktası filmin içinde ne olduğu. Efendim film gerçeği yansıtmıyormuş. 

O süre köy halkının haklı tepkisine destek olup, sokağa çıkma yasağına karşın önlemli bir halde  film setine gidip kitlesel protesto yapsalardı onlara büyük saygım olurdu.

Hangi film gerçeği yansıtıyor ki? Filmler yaşanmış olaylardan esinlenebilir, fakat belgeseller şeklinde gerçeği yansıtma sorumlulukları yoktur. 

Benim çocukluk ve gençlik dönemim filmleri, tv dizilerini bilinçsiz bir halde, büyük bir zevkle izleyerek geçti. Cumartesi günleri dostlarımla Talat abiden hellimli, pastırmalı sandöviçlerimizi, coca-colalarımızı alıp soluğu Şahin Sinemasında bulurduk. 

“Kahramanlar kahramanı” John Wayne’in arkasındaki kavboy sürüsü ile yerli Apaçi, Komançi Kızılderilelerine saldırıp bu “vahşileri” katledişini ağzımızdan salyalar akarak zevkten dörtköşe seyrederdik.

İngilizlerin daha 1950li yıllarda Kenya’da Mau Mau mezalimini haklı çıkaran filmler izler, “kahraman” İngiliz milletine “yamyamları” yok etmiş olduğu için şükran beslerdik. Örnekler fazlaca. 

Bir tek filmler mi? Ailelerimizi kandırır, ders kitaplarımızın arasına sakladığımız Tommix, Texas, Kinova kitapçıklarını hayranlıkla okurduk. Onlar da İngilizin, Amerikalının kahramanlık, Kızılderililerin “vahşilik” hikayeleri ile dolu idi.

Aslına bakarsak mevzu mühim. Filmlerin vakaları çarpıtması ve insanların beyinlerini yıkayarak değişik toplumlara karşı ırkçı, stereotipik, önyargıllı yaklaşımlar sergilemeye teşvik etmesi ciddi bir mevzudur. Hollywood bunu senelerden beri etkili bir halde yapıyor.

Zamanı filmler, diziler kullanarak kendi amaç ve çıkarları için çarpıtan devletler daima olmuştur, olacaktır. Inanırım Fransız, İspanyol, Hollandalı, Portekizli, Belçikalı çocuklar, gençler de uluslarının Afrika, Asya, ABD kıtalarında işledikleri soykırımları haklı çıkaran filmleri zevkle izlemişlerdir. Hala izlemeye devam ediyorlar.

Ayrıca bu tür propagandaları dengeleyici özellikte harp karşıtı, vakalara değişik perspektiften bakan filmlerin de varlığını gözardı etmemek gerekir.

Hem de bilgili, meşhur aktörlerin de bu akıma karşı çıkışları takdire şayandır.

Bunun en güzel örneğini 1973 Oscar film ödülleri töreninde gördük. Marlon Brando, Godfather filmindeki görevi için kendisine laik görülen ödülü reddetmek amacıyla salona Sacheen Littlefeather adlı Apaçi bir genç kızı göndermişti. Apaçi kız onun adına yapmış olduğu konuşmada Marlon Brando’nun film dünyasının en prestijli ödülü Oscarı, Amerikan film endüstrisinin Amerikalı yerlileri negatif yansıtması yüzünden boykot ettiğini açıklamıştı.

“Bir Zamanlar Kıbrıs” dizisine dönelim. Filmi görmeden düşünce belirtmek yanlış olur. Fakat toplumsal medyadan anladığım kadarıyla film 1963 ile 1973 dönemindeki savaşım yıllarını mevzu alıyor.  

Filmin kahramanı “Ankara’lı”nın Kıbrıslı Türklerin mücadelesine iyi mi katkı koyduğunun hikayesi imiş. 

Film eğer Kıbrıslıtürk mücahitlerin senelerden beri kendilerini kimseden yardım almadan cesurca savunduklarını yansıtmamışsa fazlaca büyük ayıp, eksiklik olur. 

Sadece filmin mevzusunda gerçek oranı olmadığını kim iddia edebilir ki? Film o periyodu kapsamıyor, fakat 1974 yılının o sıcak Temmuz günü ve sonradan Ankara’lı, Adana’lı, Maraş’lı, Diyarbakır’lı, daha bilmiyorum nereli azca mı asker tüm köy halklarını mutlak bir ölümden kurtardılar?

Oldukca sayıda Türk, Kürt, Laz Anadolu genci bu uğurda yaşamını yitirmedi mi? Benim akrabalarım Lefke’de kısılmıştı. Evimizin tarafındaki ufak yapıda çapulcu Yunan askerleri kaçtıktan sonrasında mezarlar buldular. Daha ne hikayeler duyduk.

Birilerinin “propagandası” başkalarının gerçeğidir. Onu unutmamalı. Yaşamını kaybeden askerlere kurtarıcımız olarak şükran duyacağımıza bir film yüzünden onların anılarına hakaret etmek kimsenin hakkı değildir. 

Türkiye hükümetini asimilasyonist siyaseti yüzünden normal olarak eleştirmeliyiz. Fakat ağlatısal aile dramlarını politize edip alet olarak kullanarak değil. Yazıktır. Ailelere, şehit askerlerin anılarına büyük saygısızlıktır.

 


Okumaya devam et.

Gündem

İstanbul’da yüksek gelirli pazarcı tezgahları, babadan oğula geçiyor



Seneler ilkin kurayla verilen pazar yerlerinin değerinin de artmasıyla, tezgahlar babadan oğula devredilmeye ve yüksek sayılara kiralanmaya başladı. Tezgahlar, web sitelerinde kiraya verildi.


İstanbul'da yüksek gelirli pazarcı tezgahları, babadan oğula geçiyor

 

Seneler ilkin kura ile elde edilmiş pazar tezgahları İstanbul’da esnafın gelir kaynağı oldu.

Çoğu zaman babadan oğula devredilen pazar tahtalarını işletmeyen genç kuşaklar, bu tahtaları günlük, haftalık ya da aylık olarak pazarcı esnafına kiralıyor.

1,5 metre tahtanın günlük kiralama bedeli  ise 50 ile 100 lira içinde değişiyor.

AYLIK 6 BİN LİRA GELİR

Bazı kişiler de yüksek fiyatlardan fazlaca sayıda tahta satın alarak aylık minimum 6 bin lira kira geliri elde ediyor. Öte taraftan yasak olmasına karşın sıkça görülmeye süregelen pazar tahtası kiralamaları artık web üstünden de yapılıyor.

İstanbul da yüksek gelirli pazarcı tezgahları, babadan oğula geçiyor #1

KONUMA GÖRE TEZGAH KİRASI DEĞİŞİYOR

Çeşitli ilanlarla pazar tahtası sahipleri günlük, aylık ya da senelik olarak tezgahlarını kiralıyor ya da satışa çıkarıyor. Pazar yerine bakılırsa haftalık 500-2000 TL kiraya verilen bölgeler de var, aylık 5 bin liraya verilen bölgeler de.

İstanbul da yüksek gelirli pazarcı tezgahları, babadan oğula geçiyor #2

“PAZARCI, BU KİRALARI KARŞILAMAK İÇİN MALA ZAM YAPIYOR”

Pazar tahtalarının yatırım aracına dönüşmesinden rahatsız olduklarını ifade eden İstanbul Umum Pazarcılar Esnaf Odası Başkanı Mesut Şengün bu durum pazarcılığı mecrasından çıkardığını belirterek, “Yatırımcılar pazardan gelip yer satın alır, buraları pazarcılara kiraya verirse pazarcı da kira ücreti, tahsis ücreti gibi giderleri muhakkak müşteriye yansıtır. Bu bizim için kabul edilebilir bir şey değil. Buna karşı gerek bakanlığımıza, gerek idare mahkemelerine davalar açtık, belediyelere yazılar yazdık. Bu işi mecrasından çıkarmamak lazım.” dedi.

İstanbul da yüksek gelirli pazarcı tezgahları, babadan oğula geçiyor #3

PAZARCI DEĞİL, YATIRIMCI KAZANIYOR

Şengün, “Bu işi yapan esnafa bizzat tahsis edilme, pazarcı da aldığı malı en ucuz şekilde vatandaşa ulaştırmalı. Bu işin kuralı bu. Bunun için de çalışmalarımız devam ediyor. Pazarcı esnafından işgaliye ücreti dışında hiçbir ücret alınamazsa bu paralar nasıl alınıyor? Açtığımız davalarda tahta sahibi kişiler arasında hostesler, sanatçılar, iş adamları, müteahhitler, emlakçılar vardı. Bunların hepsini isim isim bildirdik. Pazarcı alamıyor, yatırımcılar alıyor dedik. Bunlar da pazarcılığı yapmadığı için pazarcıya kiraya veriyorlar. Pazarcı da bu kiraları karşılamak için mala zam yapıyor. Bunu ortadan kaldırmamız lazım.” ifadesini kullandı.

İstanbul da yüksek gelirli pazarcı tezgahları, babadan oğula geçiyor #4

EV ALMAK YERİNE PAZAR TAHTASI ALIYORLAR

Tezgahları kiralayan pazarcı esnafı ise kira bedellerinin yüksek bulunduğunu, adeta yatırımcılar için çalıştıklarını ve bu yüzden kar elde edemediklerini belirtiyor.

Tekstil satışı icra eden bir pazarcı, “Kimi kendine meslek etmiş bu işi. Her pazarda 10 tahtası var. Parası var, veriyor tahta alıyor. Evde oturuyor, kira geliri elde ediyor. Ben günlük 150 lira veriyorum. Pazarına göre değişiyor bu fiyatlar. Bakırköy’de tahtası 350-400 lira. Buradaki tezgahımı orada açsam günlük 800 lira vermem lazım. Her belediyenin işgaliye ücreti birbirine yakındır. Tahta sahibi burası için senelik 250 lira veriyor. Bizim bir günde verdiğimiz parayı adam senelik veriyor. Tezgahları satın almak da mümkün değil. 4 tahtayı 120 bin liradan aşağı vermezler. Kimi günlük 50 liraya kimi 100 liraya veriyor. Kime ne denk gelirse. 500 bin lirayı bir daireye bağlayanın aylık 2 bin lira geliri oluyor ama pazara bağlayanın minimum 12-13 bin liradan aşağı kira geliri olmaz.” dedi.

İstanbul da yüksek gelirli pazarcı tezgahları, babadan oğula geçiyor #5

25 YIL ÖNCE BAĞIŞLANAN TEZGAH İÇİN ŞİMDİ 300 BİN LİRA İSTENİYOR

Bir başka pazarcı ise “25 yıl önce babama belediye, işgaliye almak için pazar yerini bağış yapmış. Ücretsiz almış o dönemde. Bahçelievler’de 14 tezgahımız var. Bir tahtayı günlük 100 liradan kiralıyorum. Kiraya verdiğimde 4-5 bin lira kazanıyorum. Tezgahlarımı satmaya kalksam hepsini 300 bin liraya satarım. İnsanlar daire alacağına böyle yerleri alıyorlar. Kiradan daha fazla geliri oluyor. Geliri de garanti. Burada kiraya veriyorsun günlük alıyorsun paranı.” dedi.

İstanbul da yüksek gelirli pazarcı tezgahları, babadan oğula geçiyor #6

“AYDA 12 BİN LİRA KİRA GELİRİM VAR”

Pazar tezgahının dedesinden kaldığını söyleyen Hasan Şavdır, “Pazarda şu an toplamda 18 tahtamız var. Önceden dedemler almış. Şimdi kardeşler bölündük. Satmaya kalksak tahta başı 60 bin lira eder. Kendime ait  6 pazarım var. Ayda 12 bin lira kira gelirim var.” diye konuştu.

İstanbul da yüksek gelirli pazarcı tezgahları, babadan oğula geçiyor #7

“EL ALTINDAN KİRALANDIĞINI GÖRÜYORUZ”

Bu durumun yasal olmadığını ve haksız kazanç elde edildiğini ifade eden Ceza Hukuku uzmanı Prof. Dr. Ersan Şen , “Bu yerlerin kiralanması yani tahsisi olsa da bunlar sınırlı ayni hak niteliğinde. Yani kimlere tahsis edilmişse onlar bu yerlerin mülk sahibi oluyorlar. Buradaki sorun şu; kimlere tahsis edilmiş ya da kiralanmışsa bu kişiler tarafından bizzat kullanılması gerekirken başkalarına el altından kiralandığını görüyoruz. Bir de kayıt dışılık var. Buradan ticari kazançlar elde ediliyor. Kişiye belediye encümeninden kiralanmış ya da tahsis edilmiş ama bunu kendisi işletmiyor. Bunu başkalarına kiralama yoluyla kazanca çevirmiş. Alt kiracılık, taksi plakalarının kiralanması gibi. Elbette bunun önüne geçilmesi lazım.” dedi.

“RUHSATLARININ İPTAL EDİLMESİ GEREKİR”

Denetimlerin yetersiz bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Şen, “Kanundaki hüküm net. Kanun diyor ki, ‘Kim kiralamışsa, kime tahsis edilmişse bizzat o işletip kullanabilir’. Ancak zabıta tarafından, belediye encümeni tarafından pazar yerlerinin kontrolü yapılmadığından bu tespitler izlenemiyor. Haksız kazanç durumu var. Ya tekrar yasa düzenlenmesine gidilmeli ya da kime tahsis edilmişse bizzat o kişi tarafından işletilip işletilmediği kontrol edilmeli. İzinsiz kullanımlar varsa başkalarına kullandırma varsa bunların ruhsatlarının tahsislerinin iptal edilmesi gerekir. Bu kadar nettir.” diye konuştu.

“BU İŞİ RANTA ÇEVİREN ESNAF OLABİLİYOR”

Kiralamanın yanı sıra tezgah satışı ya ve devri mevzusunda uyarılarda bulunan Esenler Belediyesi Başkan Yardımcısı Avukat Osman Gökçebaş ise “Bu işi ranta çeviren esnaf olabiliyor. Devralan vatandaşlar şunu bilmeli; bu pazar yerleri ilanihaye devam etmeyebilir. Belediye meclisi pazar yerini küçültebilir, tahtaları iptal edebilir ya da pazar yerini tamamen kapatabilir. Bahsedilen yüklü miktarlardaki bedelleri ödemesi durumunda neyle karşılacağını bilemeyebilir ve mağduriyet yaşayabilir. ‘Hava parası’ dediğimiz şey yasal olmayan bir şey. Vatandaşlar kendi arasında gayri resmi olarak bu tür işlere girebiliyorlar. Zaman zaman mağduriyetler de yaşanabiliyor. Kayıtlı esnaf dışında başka esnaf tarafından işletilmesi halinde pazar tahtası hakkı belediye encümeni kararıyla iptal edilir.” diye konuştu.


Okumaya devam et.

Facebook

Popüler

Python örnek projeler deneme bonusu veren siteler