Connect with us

Gündem

SALTANAT VE SANATÇI:  “Hitler ve Furtwängler” (I)


Hitler döneminde, Almanya’da yaşamış ve Berlin Filarmoni orkestrasını yönetmiş olan fazlaca mühim bir orkestra şefi olan Fürtwangler’in bir sanatçı olarak tavrı hâlâ sorgulanıyor. Suzan Beyazıt’ın Türkiye’deki tartışmalara ışık tutacak makalesinin ilk kısmı aşağıda:

 “Hitler ve Furtwängler”

SUZAN BEYAZIT / LONDRA – Sanatın zamanı saltanatın öncesine dayanır. Sanat aslı gereği özgürdür, sanatçı dik yürür. Saltanat boyunduruğundaki hepimiz şeklinde sanatçıya da diz çöktürmek ister fakat sadece zulme karşı sessiz kalamayan sanatçılar tarihte yerini alır. Korkarak slm durup eğilenlerin bir bir çok silinip giderler.

Hitler sürecinin en büyük orkestra şeflerinden Furtwängler’in iktidara karşı konumu bir fazlaca müzik yazarının araştırma mevzusu olmuş, sorgulanmıştır. Milliyetçiliğin hatta ırkçılığın iktidarlarca pervasızca dillendirilebildiği, birçok sanatçının yalpaladığı çağımızda da aynı mevzu önemini koruyor.

Faşizm ve Wilhelm Furtwängler

Almanya doğumlu Wilhelm Furtwängler, tüm zamanların en iyi orkestra şefleri içinde ilk sıralarda yer alır. 68 yıl devam eden yaşantısı, büyük acıların, katliamların, ekonomik krizlerin yaşandığı bir döneme denk düşmüş, yaşamı adeta felaketlerle, kaoslarla kuşatılmış gibidir. Bir ömürde yaşanabilecek en uç noktalar yaşanmıştır.

Furtwängler orkestrayla

Gençlik periyodunu Birinci Dünya Savaşı’yla geçirir. Orta yaş süreci Almanya’nın harp sonrası düşmüş olduğu büyük ekonomik kriz, Hitler’in yükselişi, İkinci Dünya Savaşı ve Hitler’in düşüşüne rast gelir. Derken yaşamının son on yılı ise kendisine yöneltilen suçlamalara cevapla geçer.

Peki Furtwängler, Hitler yönetiminin tehlikeli olabileceğine dair asla mi kuşku duymamıştır? Irkçı ve ayrımcı politikalar yürürlüğe girdiğinde ne düşündü? Tepkisi ne oldu?

Tarihteki en büyük katliamlardan birinin gerçekleşiyor olduğundan haberdar mıydı?

Onlarca müzisyen, sanatçı ülkeyi terkederken Furtwängler niçin ülkesini terketmedi?  Ya da terketmesi gerekiyor muydu? Yoksa Furtwängler tehdit altında mı çalıştı?

Furtwängler’in elit bir müzisyen olarak yaşantısı, ne yazık ki Hitler’in yükselişi ile şüpheli bir konum alır. 1922 – 1945 ve 1952 – 1954 yılları aralığında Berlin Filarmoni orkestrasının şefliğini yürütür. Sadece onun 1930’lu ve 40’lı yılları içeren Nazi döneminde etkili ve yetkili bir müzisyen olarak siyasal tavrını çevreleyen tartışmalar, müzik çevrelerinin en fazlaca konuşulan konulardan biri olarak bugün de devam ediyor.

Hitler konuşurken

Furtwängler’in, Hitler’in kanlı faşist yönetimi süresince Almanya’da kalmış olarak orkestra şefliğini sürdürmesi ve üst düzey müziksel sorumluluklar üstlenmesi büyük tepkiler uyandırır. Oysa onlarca müzisyen yazar, sanatçı ayrımcı politikalar yüzünden ülkeyi terketmiş ya da terketmek zorunda bırakılmıştır. Furtwängler’in bu tavrını ya da ‘tavır alamayışını’, ‘Nazi işbirlikçisi’ olarak yorumlayanlar Furtwängler’i şiddetle eleştirirler.

Bu şekilde olmakla beraber, Furtwängler’in Nazi olmadığını ve Nazi yönetimine karşı devamlı karşıcılık halinde bulunduğunu söyleyenler de var. Aynı çevreler Furtwängler’in ayrımcı uygulamalara karşı tavır aldığını ve orkestrasındaki Yahudi müzisyenleri de koruduğunu iddia ederler. Furtwängler’in bu şekilde karanlık bir ortamda, Almanya’da kalmayı seçmesini, ülkeyi terkedenlerden daha anlamlı ve daha işlevsel bulduklarını işaret eden bu tezin savunucuları, Furtwängler’in ülkede kalmasını, sürgünle darağacı içinde ince bir çizgide yürümek anlamına geldiğini de ifade ediyorlar.

Furtwängler’in yaşamı, aslına bakarsak bizlere yaşamın siyah ve beyazdan ibaret olmadığını, bu iki rengin iyi mi iç içe geçebileceğini, ara tonlarda ne kadar duyarlı dengelerin olabileceğini, görünenle görünmeyenlerin ne kadar yanlış yargılara sebebiyet verebileceğini gösteriyor.

Kendini iyi müzik halletmeye adamış ve ömrü süresince bunun ardında koşmuş Furtwängler’in yaşamı, fazlaca yazık ki bu karanlık döneme denk gelmiştir. Berlin ve Viyana Filarmoni orkestralarında yapmış olduğu şefliğin yanısıra yüksek karar yetkisi olan müziksel heyetlerde de görevler üstlenir. Probleminin deposu da budur. Bu görevleri üstlenmesi ırkçı yönetimin elinin kuvvetlenmesine katkıda bulunmuş olduğu söylenir. Bir anlamda meşruluk teyid edilmiştir.

Hatta Furtwängler’in Almanya’da müziksel olarak en üst düzeyde bir konumda oldukça güzel bir yaşantı sürdürdüğünü, ülkeyi terkeden onca mühim müzisyenden boşalan makamlara göz diktiğini söyleyenler de var. Kimisinin ‘işbirlikçi’ ve kimisinin ‘fırsatçı’ olarak değerlendirdiği Furtwängler’in bu şekilde bir konumda olması üzüntü verici bir durum.

Hitler, Furtwängler yönetimindeki Berlin Filarmoni Orkestrası konserinde

Hitlerin fazlaca beğenmiş olduğu bir orkestra şefi olan Furtwängler, Nazi yönetimi için, Almanya’yı iyi temsil eden mühim kültürel bir figür olarak görülür. Bu vesileyle Furtwängler’e mühim müziksel görevler yüklenir ve onu Nazi yönetiminin bir parçasıymış şeklinde göstermek isterler.

Onunla çalışmak hemen hemen kendini kanıtlamamış bir iktidar için saygınlık ve güç elde etmek anlamına gelmekteydi.

Furtwängler’in yerinde olmak!

Müziğe tutkuyla bağlı ve yönettiği eserleri adeta tekrardan besteler şeklinde yöneten bu müzik dehası, “keşke böyle bir konumda olmasaydı ve daha barışçıl bir ortamda müziğini yapabilseydi” diyesi geliyor insanoğlunun. Yaşamının en verimli dönemlerinde bu şekilde karanlık bir ortamda, süreki gerilim içinde kendisiyle hesaplaşma konumunda olmak işkenceden ayrımsız bir durumdur.

Öteki taraftan sanatında bu kadar incelik ardında olan bir insanoğlunun, iyi mi olur da ırkçı politikaları merkezine yerleştirmiş ve şiddetten kaçınmayan acımasız bir yönetimle çalışmaya gönlü el vermiş olduğu sorusu ise aklı kurcalayan işin bir başka yönüdür.

Furtwängler’in konumunu değerlendirirken o süreci, koşulları ve dönemin ruh halini bilmek gerekir. Onca film, belgesel, yazı ve tarih derslerinde öğrendiğimiz bilgiler ışığında bugün gördüğümüz geniş çerçeveyle, o günün koşullarında hemen hemen yaşanma aşamasındayken görülen tablonun aynı olması mümkün değil. Bu anlamda o dönemde yaşananları değerlendirirken bu noktayı gözden kaçırmamak gerekir.

Naturel olarak işin öteki yanı da toplumsal vakalara tüm insanlığı temel edinmeyen ideolojilerle bakmanın, bir ulusu doğruları görmekten iyi mi alıkoymuş olabileceği gerçeğidir.

Vatan, millet, bayrak, ırksal üstünlük ve başka milliyet ve milletleri düşman kabul etme şeklinde, kısaca yalnız kendi ulusal menfaatleri çerçevesinde insanları şekillendirerek bir ulusal ruh oluşturmanın, insancıl ve barışçıl düşünmenin önünde engel teşkil edebileceğini Hitler örneği bizlere açık bir halde gösterdi. Bu şekilde ulusal kavramların kışkırtılmasının insanlığa cehennemi yaşatabileceği gerçeğini unutmamamız gerekir.

Hitler selamı ve selamlamayan

Furtwängler’in ülke kütürüne bağlı bir yurtsever olduğu bilinir. Cenk sonrası mahkemelerde niçin Hitler iktidarı süresince Almanya’da kalmış olduğu sorusunun yanıtını, müziğine, orkestrasına ve milletine olan sadakati sebebiyle bulunduğunu söyler.

Katliamların yaşandığı bir ülkede milletine sadakat duygusu bir şey ifade eder mi, sorgulanmalıdır. Irkçı, faşist Hitler’le, ülke kültürünü kıymetli bulup onu korumaya çalışan yurtsever Furtwängler’i birleştiren nokta bu olmamalıdır.

Polonyalı bir Yahudi olan büyük kemancı Bronisław Huberman, 1936 senesinde bilhassa Furtwängler’i hedef alarak Alman entellektüellerine yönelik yazdığı açık mektupta şu şekilde der;  ‘Siz, “gerçek Almanlar”,  Almanya’yı ve insanlığı bu alçaklıktan kurtarmak için ne yaptınız?… Tüm dünyanın gözü önünde, Nazilerin işlediği tüm suçların gerçek suçlusu olarak siz Nazi olmayan suskun Alman entelektüellerini suçluyorum …’  

Huberman’ın bu eleştirisi ağır fakat haksız değil. Alman vatanseverlerini, entellektüellerini, kanaat önderlerini adeta harekete geçmesi için uyarır. Bu bildiri zamanında alınmış ve gereği yapılmış olsaydı, büyük bir olasılıkla hemen sonra yaşanacak olan toplu katliamlar engellenmiş olacak ve bir millet bu şekilde bir lekeyi taşımayacaktı.


Okumaya devam et.
Yorum için tıkla

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

Fenerbahçe logolu maske takan akademisyen TBMM’ye girerken engellendi


TBMM’ye sunum meydana getiren bir akademisyenin, Fenerbahçe logolu maske taktığı için Meclis’e girişte engellenmek istendiği iddia edildi. CHP Milletvekili Mahmut Tanal, Göç ve Uyum Alt Komisyonu’nda sunum meydana getiren akademisyenin, girişte yaşamış olduğu engellenmeyi üzüntüyle öğrendiğini açıkladı. 

“MASKE SEÇİCİ’ BİR KURUL MU VAR?”

Salgın sebebiyle maske takma zorunluluğu bulunduğunu belirten Tanal, “Takım maskesi takmak suç mu? Nasıl bir yasak bu? Bizim bildiğimiz, korona tedbirleri kapsamında maske takmak zorunlu. Maskenin rengine, logolu, sembollü olup olmadığına bakılmıyor. Meclis’te ‘maske seçici’ bir kurul mu var? Maskesi logolu kişilerin, ziyaretçilerin TBMM’ye alınmaması yönündeki talimatı kim veriyor?” diye sordu. 

Tanal, Meclis’te ekip maskesiyle gezeceğini vurgulayarak, “Meclis’teki bu trajikomik hadise hakkında değerli Bilim Kurulu üyelerinin, Sağlık Bakanı’nın yorumu nedir acaba?” dedi.


Okumaya devam et.

Gündem

İngiltere’nin olası Kıbrıs çözümü: İki toplumlu konfederasyon


İngiltere Kraliyet Yüksek Baro Avukatı ve Cyprus Mail yazarı Alper Ali Rıza, “Kıbrıs iki toplumlu bir devlet olarak kurulmuştu. Britanyalılara göre şu an yalnızca Kıbrıslı Türklerin yaşadığı bir bölge var” diyerek Birleşik Krallık’ın buna dayanarak ‘iki toplumlu konfederasyon’ teklifi yapacağını öne sürdü.

Yaklaşan 5+1 toplantısı öncesinde Kıbrıs için çözüm olasılıkları, 24 Şubat Çarşamba akşamı düzenlenen çevrimiçi seminerde tartışıldı.

İngiltere Kıbrıs Türk Dernekleri Konseyi (CTCA), Britanya Kıbrıslı Türkler Derneği (BTCA) ve Türk Fikir Kuruluşu Circle Foundation işbirliğinde düzenlenen etkinlikler serisinin ikincisi olan seminer, BRT1, BRT3 ve Kanal T’de de gösterildi ve Türkiye, Kıbrıs, Birleşik Krallık, Avustralya, Almanya ve Avrupa’nın geri kalanında yüz binden fazla şahıs tarafınca ilgiyle takip edildi.

Birleşik Krallık (BK) Milletvekili Sir Iain Duncan Smith, Demokratik Birlik Partisi Avam Kamarası Lideri ve BK Milletvekili Sir Jeffrey Donaldson, İngiltere Kraliyet Yüksek Baro Avukatı ve Cyprus Mail yazarı Alper Ali Rıza, KKTC Cumhurbaşkanlığı Görüşme Ekibi Hukuk Danışmanı ve Milletvekili Oğuzhan Hasipoğlu ve 1963’te “Kıbrıs Cumhuriyeti” Yüksek Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın asistanı olan Profesör Dr. Christian Heinze, BK eski bakanlarından Brooks Newmark moderatörlüğünde konuştular.

Seminer, medyaya sızan ve Yeni Seviye gazetesinde spekülatif bir halde yer edinen ‘İngiltere’nin 7 maddelik Kıbrıs planı’ ile başladı.

Alper Ali Rıza: “Kıbrıs iki toplumlu bir devlet olarak kurulmuştu. Britanyalılara göre şu an yalnızca Kıbrıslı Türklerin yaşadığı bir bölge var” dedikten sonrasında, Birleşik Krallık’ın buna dayanarak ‘iki toplumlu konfederasyon’ teklifi yapacağını söylemiş oldu. Bu şekilde bir düzenlemenin, Kıbrıslı Türklere Avrupa Birliği şeklinde dış oluşumlarla merkezi yönetimden bağımsız olarak ilişki kurma imkânı veren otonomi içerebileceğini de ekledi.

Profesör Dr. Christian, egemenliğin bir devletin federasyondan ayrılma hakkı olup olmadığıyla ölçülebileceğini Almanya örneği ile söyledi. Heinze’e nazaran, Almanya’daki federal devletler parlamentoları, hükümetleri olmasına karşın Almanya’dan ayrılamadıkları için egemen değiller.

Kıbrıslı Türklerin 1960’da cumhuriyetin kuruluşunda eşit ortak bulunduğunu vurgulayan Oğuzhan Hasipoğlu, şu şekilde devam etti: “Egemenlik problemli bir konu değil. Kıbrıslı Türklere [ancak] şimdi verilmesi gereken bir şey değil. Kıbrıslı Türklerin [zaten] egemen hakları var, zaten bu yüzden egemenlik talep ediyorlar”.

Sir Jeffrey Donaldson planı eleştirdi ve daha önceki girişimlerin kurumlara ve çözümlere fazla odaklandığını, sivil halkı görmezden geldiğini, çatışmanın iki tarafındaki insanları da etkili bir halde müdahil edemediğini ve itimat arttırıcı yöntemler teşvik edemediğini belirtti: “Çözümler oluşturuyorsunuz ve insanların bir şekilde buna mecbur kalacağını düşünüyorsunuz, bu şekilde yürümez”. Kendi deneyimlerine dayanarak konuşan Donaldson, Şimal İrlanda’da bunun yaramadığını, sivil halkı kapsayıcı bir süreç icap ettiğini söylemiş oldu.

Öteki sorular, “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin AB vatandaşı olmayanların Şimal Kıbrıs’a kendi sınırlarından geçişini engellemesi ve itimat arttırıcı önlemlerle alakalıydı. Sir Iain Duncan Smith Kıbrıslı Rumların bu kararını kınadı: “Bu geriye giden bir adım. Bunu durdurmalılar, çünkü hiçbir faydası olmayacak. Sınır kapatmak güven oluşturmuyor”.
Itimat arttırıcı önlemlerle ilgili Donaldson şunları ekledi: “Çatışma insanlarla alakalıdır. Çatışma insanların birbirleriyle ilgili hissettikleriyle alakalıdır. İnsanları birbirleriyle iletişime geçmeye teşvik ederseniz, birbirleriyle arkadaş olabilirler ve birbirlerine güvenmeye başlayabilirler”. Kalıcı çözüm aracı olarak da sivil diyaloğun önemini belirtti.
Kıbrıs problemininin federasyon mu yoksa iki devletle mi çözüleceği mevzusu panelistler içinde görüş ayrılığı yarattı. Rıza, AB’nin Kıbrıslı Rumlara çözüm için baskı yaptığını belirtti: “[Kıbrıslı Türklerin] federasyonu şimdi bir kez daha denememesi için hiçbir sebep yok”. Öncesinden Kıbrıslı Türk ve Rumlar beraber yaşamış olduğu için federasyonun aslen denenmemiş bulunduğunu söyleyen Rıza, şimdi ise bu toplumların iki ayrı bölgede yaşadığını belirtti ve sözlerine şöyleki devam etti: “Kıbrıslı Türkler iki devlet istiyorsa, AB’ye katılamayacaklar, bu bir gerçek. Türkiye’nin yirmi yıldır almaya çalıştığı AB üyeliğini gerçekten kaybetmek istiyorlar mı?”

Hasipoğlu ise şunları savunarak karşı çıktı: “Federasyon başka ülkeler için iyi bir model olabilir. Ama maalesef Kıbrıs’ta Rumlar buna hazır değil. 17 senedir, Annan Planı’ndan beri, Kıbrıslı Rumlar adada yönetimi Kıbrıslı Türklerle paylaşmaya hazır değil” ve şöyleki devam etti: “Kıbrıslı Türkler yeni liderimiz Ersin Tatar’ı iki devleti savunduğu için seçti. Bu federasyon sürecinden yorulduk ve iki devleti çözümü müzakere etmeye hakkımız var”.
Panelistler başka mevzulara da değindiler. Smith, Britanya’nın elinde artan aşıları zamanı bağları sebebiyle Şimal ve Cenup Kıbrıs’a vermesi icap ettiğini söylerken, Prof Heinze Doğu Akdeniz’deki kontrolün adil bir halde dağıtılması icap ettiğini ve bu çatışmanın çözümünün, Kıbrıslı Türkler için de uygun bir çözüme giden yolda mühim bulunduğunu belirtti.

Organizatörler bu etkinlik serisini, Birleşmiş Milletler müzakerelerinde ve ötesinde ne olabileceğine dair sahici ve özgür bir münakaşa yaratmak, ve fazlaca uzun süreden beri internasyonal ölçekte görmezden gelinen bir cemiyet olan Kıbrıslı Türklere söz hakkı vermek için düzenliyor. 24 Mart’ta bir seminer daha olacak. Semineler hakkında düşüncelerinizi organizatörlerle paylaşabilirsiniz./SON
Editörlere Notlar ilk seminerin YouTube linki: https://youtu.be/G0ygTDgcaUk

Konuşmacı Biyografileri

Sir Iain Duncan Smith – Birleşik Krallık Milletvekili

Muhafazakâr Parti’nin ve muhalefetin geçmiş liderlerinden Sir Iain Duncan Smith, Türk seçmenin yoğun yaşamış olduğu bölgelerden olan Chingford & Woodford Green’in 1992’den beri milletvekilidir.

Sir Jeffrey Donaldson – Demokratik Birlik Partisi Avam Kamarası Lideri,

Birleşik Krallık Milletvekili & Türkiye ‘Partiler Üstü Parlamento Grubu’ (APPG) Başkanı

Ulster Birlik Partisi’ndeyken (UUP), parti lideri David Trimble’a Şimal İrlanda sulh sürecinde yapmış olduğu muhalefetle biliniyor. Şimal İrlanda’nın en uzun süredir görevde olan milletvekilidir. Aralık 2019’dan beri Avam Kamarası’nda Demokratik Birlik Partisi (DUP) lideridir.

Alper Ali Rıza – İngiltere Kraliyet Yüksek Baro Avukatı ve Cyprus Mail yazarı 1980’den beri birçok davada yer almıştır. Cyprus Mail’de tertipli olarak yazmaktadır, akıcı Yunanca ve Türkçe konuşmaktadır. Kıbrıs’a ve Türkiye’ye karşı, yaşam hakkının yasal prosedür hakkı ihlaline kabul eden Güzelyurtlu davasında başarı göstermiş oldu.

Oğuzhan Hasipoğlu – KKTC Cumhurbaşkanlığı Görüşme Ekibi Hukuk Danışmanı, KKTC Milletvekili

 Kıbrıs Görüşme sürecinde şu görevlerde bulunmuş oldu: Annan Planı Görüşme sürecinde Deniz Hukuku Teknik komite üyesi (2004), Altı başlıktan görevli Görüşme Heyeti Üyesi ve Hukuk Danışmanı (2010 – 2015), Kıbrıs Müzakereleri Iyelik Komitesi Üyesi (2015). 2017’de ise İsviçre’de gerçekleşen Kıbrıs Müzakerelerinde UBP temsilcisi olarak yer aldı. Slovakya Büyükelçiliği himayelerinde düzenlenen, Kıbrıs Türk ve Rum siyasal partilerinin aylık toplantılarına UBP Dış İlişkiler üyesi olarak katıldı.

Dr. Christian Heinze – “Kıbrıs Cumhuriyeti” Yüksek Anayasa Mahkemesi Başkanı Asistanı (1963): İçtihat Bilimi, Hukuk Doktoru.

Anayasa Hukuku ve Iktisat ve Kamu Hizmetleri İdari Hukuku alanlarında 1966’dan beri avukatlık yapmaktadır. Hukuki ve siyasal mevzularda yazılar yazan Prof. Heinze, Avusturya’da emekli olmuştur. Geçici görevler: 1961-63 Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) Alman Büyükelçiliği, Paris.


Okumaya devam et.

Gündem

Süper Loto’da çekiliş heyecanı! Sonuçlar ve çekiliş canlı yayını millipiyangoonline.com’da!


class=”cf”>

Sisal Talih tarafınca meydana gelen Süper Loto çekilişi bu akşam millipiyangoonline.com’dan yapılacak olan canlı gösterim ile neticeleri açıklanacak.

Süper Loto; Salı, Perşembe ve Pazar günleri olmak suretiyle haftanın 3 günü çekiliyor.

Süper Lotoda çekiliş heyecanı Sonuçlar ve çekiliş canlı yayını millipiyangoonline.comda

SÜPER LOTO SAYFASI İÇİN TIKLAYINIZ

Süper Loto oynamanın kuralları neler?

1 ile 60 sayı arasından 6 tane sayının bilinmesine dayanan bir oyun olan Süper Loto’da minimum 2, en fazla 6 tane sayıyı doğru tahmin ederek değişik miktarlarda ikramiye kazanılıyor. Kazanma oranı oynanan kolon ve malum numara adedine nazaran değişiyor. Oyunseverler kolonları kendileri doldurabildiği benzer biçimde ek olarak sayıları direkt bayiye söyleyerek yada “Sen Seç” ile terminalden rastgele sayı seçtirerek de Süper Loto oynayabiliyor. 18 yaşından büyük her insanın oynayabileceği Süper Loto’da her kolonun fiyatı ise 3 TL. Oyunun kurallarıyla ilgili detaylı bilgiye https://www.millipiyangoonline.com/super-loto/kurallar adresinden ulaşmak mümkün.

Tüm çekilişler canlı yayınlanıyor!

class=”cf”>

Şisal Talih’ın son teknolojiyi kullanarak oluşturulan teknik altyapı ile noter huzurunda gerçekleştirdiği çekilişler canlı olarak yayınlanmaya devam ediyor. Tüm çekiliş süreçleri “Dünya Piyango Birliği” (World Lottery Association) standart ve kurallarına uygun şekilde organize ediliyor ve en büyük öncelik şeffaflığa veriliyor.

Dünya Piyango Birliği sertifikalı, son teknoloji ürünü yeni çekiliş makineleriyle kurulmuş olan ve ŞANS MERKEZİ adında olan çekiliş stüdyosunda düzenlenen çekilişler, www.millipiyangoonline.com sitesinden canlı olarak yayınlanıyor ve dileyen hepimiz çekilişe katılabiliyor.


Okumaya devam et.

Facebook

Popüler

Python örnek projeler deneme bonusu veren siteler