Connect with us

Gündem

ROCK VE FAŞİZM – AÇIK GAZETE


SEDAT YILDIRIM SARICI – Şimdi birileri diyecek ki, “emin misin?”

Hiçbir tereddütüm yok.

John Lennon, harp karşıtı şarkılarından dolayı Nixon yönetimi tarafınca “ulusal tehlike” olarak hedef gösterilmesi sonrasında sokak ortasında sırtından dört kurşunla vurularak öldürülmüştü (1980).

Şili’de Faşist Pinochet’in askerlerince elleri ve parmakları kırıldıktan sonrasında dalga geçmek için gitar çalması istenen besteci, müzisyen, tiyatro yönetmeni ve profesörü Victor Jara’nın bedeninden 44 kurşun çıkmıştı (1973).

Katledilenlerin yanı sıra günahsız yere hapislerde çürütülen, vatandaşlıktan çıkarılan, sürgüne gönderilen müzisyenlerin ödedikleri bedeller faslını sizleri daha çok üzmemek için uzatmayacağım.

Sulh’a Rock’tan ‘Live 8’ festivallerine bir fazlaca rock topluluğu ve solisti ırkçılığa karşı barıştan yana binlerce besteyle görüşlerini ifade ettiler, dünya barışına omuz verdiler, veriyorlar, verecekler. Bundan dolayı Rock fıtratında insanlık var.

ZEHİRİN TEŞHİRİ 

Rock müzik camiasındaki harp ve ırkçılık karşıtı sayısız şarkı, beste, kitap, video, belgesel, film, konser, festival, basın açıklaması peşinden faşizme ilgi duyan bir kaç algı kapasitesi dar adamdan anlatmak latife benzer biçimde gelecek fakat zehirin teşhiri, farkındalığın artması için yerinde olacak.

Otorite karşıtı duruşu ve ceryana kalpten gömülmüş müzisyenlerin ustalığıyla varlığını ve yaygınlığını artıran Rock, yükselme evresini tamamlarken 70’li yılların sonlarına doğru bir yan kol olarak Heavy Metal doğmuştu. Her şeyi yarattığı sisteminin içinde eritmeyi ve paraya çevirmeyi beceren büyük ana para, aslına bakarsan teslim olmaya hazır Heavy Teneke’cileri de kolayca endüstrileştirip, ticari mamüle dönüştürebildi.

Rengi, sesi, süsü, püsü, öyküsü, örtüsü, görüntüsü, kotu, botu, montu, şortu, tişortu, kolye, tasma, bilezik ve keleklikleri tasarımcıların ellerinde ürüne çevrildi. Otorite karşıtı duruş, egemenin yanında sessiz sedasız saf tutmaya fakat bir taraftan da sanki baş kaldırıyormuş benzer biçimde davranıp “evcilleştirilmiş isyankar” ufaklıklara evrildiler.

Özetlemek gerekirse özetlemeye çalıştığım bu suni dalganın adı sıkça anılan topluluklarından biri de Motörhead idi. Solistleri ve bas gitarcıları Lemmy, Nazi periyodu eşyaların koleksiyonculuğuyla da adını duyurdu.

Lemmy

Yalnız bu öyleki bu şekilde bir koleksiyonculuk değil. Bayraklar, üniformalar derken Hitler ordusuna ilişik bir tankı bile bulup satın almıştı. Bir belgeselde tankı tanıtırken ABD’daki evinin bahçesinde iki tur atmayı da dikkatsizlik etmedi.

Black Sabbath’ın (Kara Sabahat) solisti Ozzy Osbourne da bu Nazi malzemelerinden bulduğunda Lemmy için satın alıp götürdüğünü söylüyor. Buyur buradan yak!

Ozzy ile Lemmy “kanka” takılıyorlarmış. Ozzy’e “Mama I’m Coming Home” benzer biçimde bir fazlaca şarkısözünün yazımında destek olmuş. Lemmy, 2015’de 70 yaşlarında öldü.

Ozzy Osbourne, menajerliğini yapmış olduğu karısı Sharon’ın marifetiyle (X Factor benzer biçimde) tv programları filan derken cukkayı iyi doldurdu. Sharon Osbourne bizim yaşadığımız mahallede (Brixton) doğan. Brixton siyahilerin yaşamış olduğu New York’un Harlem’i benzer biçimde bir yerdir. Son iki siyahi ayaklanma, yağmalama ve dükkan yakmalarda Brixton’daydım.

Sharon yanımda olsaydı, siyahi gençlerin ırkçılığa karşı iyi mi bir isyan içinde olduklarına şahit olabilirdi. Kaldı ki Sharon ailesinin Yahudi kökenli bulunduğunu da açıklamış durumda. Nazilerin en büyük kötülüğü Yahudi’lere karşı olmuşken, Sharon’ın bir kukla benzer biçimde oynattığı kocasının Nazi malzemeleri toplamasına karşı suskunluğu akıl alacak iş değil.

Motörhead’in Nazi sembollü grafik tasarımı

BENİM İÇİN AĞLA SARAYBOSNA 

Iron Maiden için ‘Heavy Metal’ tanımlamasını en iyi hak eden topluluklardan biri diyebiliriz. Çözümleme edenler bilirler ki, parçalarının yarısı Do, Re, Mi notalarından oluşur. Öteki yarısı ise Mi, Re, Do dersek, yüzde on sapma ile tam isabet buyurmuş oluruz. Armonik olarak oldukça kısır, melodik olarak başarılılar. Dünyanın dört bir yanında stadyum dolduracak kadar sevenleri var.

Sahne performansları da hakikaten sağlam ve eğlencelidir. Davulcuları ve basçıları yetenekli müzisyenlerdir. Davulcularıyla tanıştım. Fotoğrafım da var fakat şimdi kim tarayacak eski arşivleri… Üç kuruşluk foto gösteriş faslını geçelim fakat bu üç notalık beste mevzusuna ilerde beraber kafa yoralım.

Topluluğun solist Bruce Dickinson bir ara kendi grubunu kurar ve Saraybosna’ya tam da harp zamanı konsere gider. Aslen Saraybosna’da gerçekleştirilecek bu konsere ilkin Motörhead çağrı edilir fakat orada o dönemde bulunmak her yiğidin harcı değildir. O dönem orada bulunabilmekle ilgili Cem Yılmaz’ın anıları da kayda değerdir.

Bruce Dickinson’ın Saraybosna konserini izleyen bir kız “Sanki uzaydan gelmişler gibi geldi bize. O iki saat savaş durdu zannettik. Ertesi gün ölsem de gam yemezdim.” der.

1425 gün devam eden Saraybosna Kuşatması, çağdaş harp tarihinin en uzun askeri işgalidir. Hitler’in 200 gün devam eden meşhur Stalingrad Kuşatması’ndan daha uzun devam eden Saraybosna Kuşatması’nda 100,000 savunmasız insan katledilmiş, 2 milyon insan da göç etmek mecburiyetinde bırakılmıştı.

Saraybosna’ya uyduruk bir kamyonun arkasında, keskin Sırp nişancıların arasından geçerek konser salonuna gidebilen Bruce Dickinson konserin ertesi gün de muharebede anne ve babalarını kaybeden yetim evlatları ziyaret eder.

Dickinson, yetimler yurdu konserinde

BAYRAK

Türk bayrağının 1389 yılındaki Kosova Savaşı esnasında doğduğu bilgisi zamanı kitaplarda yazılıdır. Kosova, Saraybosna’nın böğründedir. Bayraktaki Ay ve Jübiter Kosova’da öyleki görülür. “Öyle görüldüğü varsayılır” diyelim. O denli da yaşlanmış değilim, görmediğimden bizzat teyid edemiyorum. 1389 senesinde hemen hemen beş yaşındaydım. Hatıralarım silik, nefes, paslı, puslu.

32 ülkenin bayrağında Hristiyanlık’la, 21 ülkenin bayrağında İslamiyet’le, 11 bayrak Yahudilik, Hindu, Budist, Şintoizm, Güneş ve Aztek tanrısı ile ilgili semboller taşır.

Iron Maiden konserlerinde “The Trooper” adlı parçayı çalarken Britanya bayrağını (Union Jack) sallamayı dikkatsizlik etmez. Bildiğiniz gibi, Britanya bayrağı mavi çapraz İskoç bayrağıyla kırmızı haç İngiliz bayrağının üst üste bindirilmesinde oluşur.

Iron Maiden’ın basçıları Steve Harris’in son topluluğunun adı “British Lion.” Kısaca kabaca İngiliz Aslanı benzer biçimde bir şey demek. Bireysel yada müzik topluluğunun kabiliyeti yada kimliğine güvenememiş ki, ulusal yada dini kavramlardan medet umuyor. Ne acı!

Motörhead’in solisti Lemmy’nin evinin tavanında hem Britanya bayrağı, hem de Hitler’in gamalı haçlı bayrağı var. Sulh Manço’da Milliyet gazetesindeki köşesinde, konserlerinde bayrak asmış olduğu için kendisine “faşo” denmesinden şikayetçiydi.

Lemmy’nin Evi

Sonuçta bayrak ufak ölçekte birleştiriyor, büyük ölçekte ayrıştırıyor. Kişisel ya da ulusal kimlik, arifesinde üstünlük ifadesi tecridi tetikliyor. Dostluğu köreltiyor.

Hitleri’in ölümüne sebep olduğu insan sayısının 17 milyondan fazla olduğu söylenir. Hitler’le alevlenen İkinci Dünya Savaşı’nda ölen insan sayısı 60 milyonun üzerindedir.  27 milyon Sovyet, 10 milyondan fazla Çinli, 6 milyon Yahudi, 6 milyondan fazla Alman, 3 milyondan fazla Polonyalı, 2.5 milyon Japon ve 1.5 milyon Yugoslav yaşamını yitirmiştir. Birinci Dünya Savaşı’nda ölenlerin %5’i sivilken İkinci Dünya Savaşı’nda ölenlerin %67’i sivildir. Milliyetçilik, ırkçılık, bayrakçılık, mezhepçilik ve inanç simsarlarına bir kez daha hatırlatılır.

Şakayla karışık birazcık müzik dinlemek istiyorsanız, buyrun size dünyanın en güzel nakaratlarını yaratan eşi olmayan vokal topluluğu ABBA ile üç notayla (Do, Re, Mi) fazlaca işler çıkarmış Iron Maiden ittifakı!

“MASHUP – Hallowed be the Eagle – Abba & Iron Maiden”

https://www.youtube.com/watch?v=QCHaioAJSuw

Şamatayı ilerletmek isterseniz Micheal Jackson’ın tansiyonlu şan tekniğiyle Iron Maiden’ın yukarıda bahsi geçen “The Trooper” parçası da fazlaca yakışık kalır.

Iron Maiden’ın Londra’da iki konserini izledim. Linç edilmeden konserin bittiğine fazlaca sevindim. Konserdeki beyaz olmayan tek seyirci bendim. Cildini beyazlaştırdığına pişman olan siyahi Micheal Jackson ile Iron Maiden güzel bir kaynaşma. Keşke ölmeden sahnede görebilseydik. (Gene Do, Re, Mi. Pardon Mi, Re, Do. Fakat güzel.)

“The Trooper – Michael Jackson – Iron Maiden”

https://www.youtube.com/watch?v=8aLrSLN3V3E


Okumaya devam et.
Yorum için tıkla

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

Kayseri’de uyuşturucu operasyonu: 5 gözaltı


class=”cf”>

İl Güvenlik Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Savaşım Şube Müdürlüğü ekipleri, uyuşturucu ticareti meydana getiren kişilerin yakalanmasına yönelik emek verme başlattı. Bu kapsamda Kocasinan ve Talas ilçelerinde belirlenen 2 eve operasyon düzenlendi. Operasyonda Mehmet D., Mehmet S., Muhammet İ., İbrahim B. ve Muhammet A. uyuşturucu ticareti yaptıkları iddiasıyla gözaltına alındı. Evlerde meydana getirilen aramada toplam 586 gram metamfetamin ele geçirildi. Şüpheliler, Güvenlik Müdürlüğü’ndeki işlemlerin peşinden adliyeye sevk edildi.


Okumaya devam et.

Gündem

‘İzmir Gevreği’ne coğrafi işaret almak için başvuruldu



İzmir Gevreği’nin, pişirilme şekli, görüntüsü ve tadı öteki illerde üretilen simitlerden değişik. Şehir de bu lezzetini tescilleyerek ileriki nesillere aktarmak istiyor.


İzmir Pide ve Gevrekçiler Odası Başkanı Şükrü Erişen, öteki illerde satılan simitlerden görünüm, lezzet ve şekli açısından değişik olan “İzmir Gevreği”ni, coğrafi işaret tescili alarak kendilerine özgü bu lezzete kimlik kazandırmaya çalışıyor.

Erişen, yapmış olduğu açıklamada “İzmir Gevreği” için Türk Patent ve Marka Kurumuna yaptıkları başvurunun değerlendirme aşamasında bulunduğunu, üretim yöntemi ve tadı öteki illerdeki simitlerden değişik olan İzmir Gevreği ile ilgili farkındalık yaratmak istediklerini belirtti.

“İZMİRLİLER ‘SİMİT’ DEMEZ, ‘GEVREK’ DER”

İzmir Gevreğinin kendine özgü lezzete haiz bulunduğunu kaydeden Erişen, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“İzmirliler ‘simit’ demez, ‘gevrek’ der. Hakkaten de İzmir Gevreği öteki illerde satılan simitlerden hem görünüm hem lezzet hem de üretim şekli açısından farklıdır. İzmir Gevreği ilkin pekmezde sonrasında fırında iki kere pişer. Adı üstünde gevrek gevrek pişer. Hamur harcını yoğrulup sıcak pekmez kazanında bir dakikaya yakın haşlanıp kabartılır, sonrasında susama bulanıp fırında pişirilir.

DİĞER İLLERDE ÜRETİMİ FARKLI

Öteki illerde ise üretim farklıdır. Mesela İstanbul simidi üretiminde hamur harcı soğuk pekmez kazanına sokulup susamlanır ve fırına verilir. Bu şekilde iki ürün içinde lezzet ve görünüm farkı da oluşur. Biz gevreğin mideye gitmeden ilkin göze de hitap etmesi icap ettiğini düşünüyoruz. İzmir Gevreğinin tescilini alacağız ve kentimizin mühim bir değerinin adını, özelliklerini koruma altına alacağız, gelecek nesillere taşıyacağız.”

(İzmir Gevreği)

(Simit)


Okumaya devam et.

Gündem

‘Temel Gelir Güvencesi’ zamanı (*)


Prof. Dr. Mustafa Durmuş – Covid-19 Salgını ile beraber kapitalizm emekçi sınıflar ve halklar üstündeki baskısını iyice artırdı. Bu devrin en belirgin özelliği; ekonomik krizler, fazlaca zayıf ekonomik toparlanma, yüksek işsizlik, giderek derinleşen yoksulluk ve açlık oldu.

Emeği zayıflatan bu süreci hızlandıran bir öteki etkense bir süredir artmakta olan ana para yoğunlaşması ve hızla gelişen teknolojinin niçin olduğu dijitalleşme, robot kullanımı ve suni zekâ uygulamaları oldu. Teknoloji giderek canlı emeği üretimin dışına çıkartmaya başladı.

İşin kötüsü dünya işçi sınıfı ve emekçi halkları bu sürece en örgütsüz oldukları, dolayısıyla da en kuvvetsiz oldukları aniden yakalandılar.

Netice olarak, paracı toplumda yaşamak için lüzumlu olan gelirin istihdam ile bağları giderek kopuyor ve emeklerinden başka satacak başka bir şeyi bulunmayan insanoğlu yoksulluğa ve açlığa mahkûm ediliyorlar.

Bu şekilde bir tarihsel anda dünyanın her yerinde Evrensel Temel Gelir Güvencesi talepleri giderek artıyor. Güvencesizliğin asla olmadığı kadar arttığı (ve daha da artacağı) bu yeni süreçte insanların bir insanlık hakkı olarak gelir güvencesine haiz olmaları gerektiği vurgulanıyor.

Temel Gelir Güvencesi yalnız koruma amaçlı değil

Temel Gelir Güvencesi (TGG), yalnız artan yoksulluğa, gelir bölüşümü adaletsizliğine ve açlığa karşı emekçi halkları korumak için tasarlanmış bir vasıta değil.

Hem de insanların hayatlarını iyileştirmek, kendilerine nitelikli süre bırakmak, onları güçlendirmek ve geleceğe daha umutla bakabilmelerini sağlayabilmek için de kullanılabilecek bir vasıta. 

TGG ek olarak, hem üretimdeki etkin işçi sınıfını, hem işsizleri, hem de bayanları güçlendirici bir vasıta. Hem de doğadaki ortaklaşa varlıklarımızın daha azca tüketilmesine destek olabileceğinden ekoloji dostu bir program.

Keza TGG, derin ekonomik ve politik kriz dönemlerinde yoksullaşmış, gelecekten umudunu kesmiş kitlelerin aşırı sağcı ve faşist yapıların, hareketlerin peşine takılmasını önleyebilecek bir vasıta olarak da görülmeli.

Lütuf, sadaka değil, bir hak!

Temel Gelir Güvencesi bir lütuf, bağış ya da sadaka değil, insanlık hakkı. Bu sebeple her insanoğlunun (işi olsun ya da olmasın), yaşamını idame ettirebilecek bir gelir elde etme hakkı var.

Dünyanın birçok ülkesinde, bilhassa de Covid-19 Salgını sonrasında, TGG talebi artıyor. Salgınla beraber, ulusal ekonomiler daraldıkça, işçiler işi olmayan kaldıkça, hükümetler yaşam standartlarındaki erimeyi önleyebilmek için TGG içerikli programlara yöneldiler. Hollanda, Avustralya, Yeni Zelanda, Portekiz, Japonya ve İtalya Salgın süresince işçileri korumak için bu şekilde programlar üstünde çalışmaya başladılar.

Özetlemek gerekirse, ekonomik çöküntüyü ve sıhhat felaketini savuşturabilmek için, genişletilip güçlendirilmiş bir toplumsal koruma ağı ile beraber, Temel Gelir Desteği verilmesi öneriliyor. Bu tavsiye, işçilerin salgın süresince karşılaşmış olduğu güvencesizliği hafifletecek ve Salgın ile daha da artan eşitsizlikleri yumuşatabilecek bir tavsiye olarak değerlendiriliyor.

Başarı göstermiş uygulamaları mevcut

Temel Gelir Güvencesinin hali hazırda; Alaska, Kanada, Brezilya, İran (geçmişte), Hindistan, Filipinler ve Finlandiya’da başarıya ulaşmış örnekleri mevcut. İspanya Hükümeti aşamalı bir TGG programını hayata geçirme hazırlığı içinde.

Nüfusun yüzde 5’ini kapsayan ve her yoksul 5 kişiden 4’üne ulaşan (şimdilik en yoksullardan başlamış olan), ayda 500 avroluk bir gelir desteğini istihdamdan bağımsız olarak sunan Finlandiya deneyiminden de görüldüğü şeklinde, bu şekilde bir güvence işçileri tembelleştirmediği şeklinde, morallerini düzelterek, onları daha mutlu kılıyor.

Emekten yana köktencilik reformlardan biri

Temel Gelir Güvencesini,  “çalışma saatlerinin düşürülmesi”, “herkes için nitelikli ve ücretsiz kamusal hizmetlerin yaygın bir biçimde sunulması” ve “yerelden yönetilen, topluma yararlı, ekoloji dostu kamu garantili istihdam programları” şeklinde emekten yana reformların bir parçası olarak uygulamak fazlaca daha doğru bir strateji.

TGG için mevcut haklardan ya da kazanımlardan caymak zorunda değiliz. Kaldı ki bu şekilde bir tavsiye kabul edilebilir de değil.

Bu şekilde bir programın finansmanı devlet bütçesinde yapılacak değişimlerle rahatça sağlanabilir. Burada karşımıza çıkabilecek mesele kaynak yetersizliğinden ziyade tercih sorunudur. Bütçeyi emekten ve halktan yana kullanma tercih edildiğinde TGG için ihtiyaç duyulan kaynak sağlanabilir.

Finansman deposu kamu bütçesi

Bütçenin harcamalar boyutuyla ilgili olarak; toplumsal bir yarar sağlamayan, insanı güçsüzleştiren, ekoloji ve barışı yok eden aşırı güvenlik harcamalarının asgariye indirilmesi, israf niteliğindeki devlet harcamalarına ve büyük ana paraya verilen mali desteklere son verilmesi, KOİ projeleri sebebiyle bütçeden büyük müteahhitlere meydana getirilen ödemelerin durdurulması derhal yapılabilecek düzenlemelerdir.

Bütçenin gelirler tarafında ise;  toplanamayan, affedilen ana para vergilerinin toplanması, bu yıl miktarı 231 milyar lirayı bulacak olan ana paraya dönük vergi muafiyet, kural dışı ve indirimlerinin sonlandırılması, üst gelir gruplarının vergi oranlarının ve kurumlar vergisi oranının yükseltilmesi, kıymetli arazi vergisi, rant vergisi, en zenginlerden alınacak bir artan oranlı servet vergisi ve son olarak Merkez Bankası araçları ve kaynaklarının TGG finansmanı için de kullanılması (halk için miktarsal kolaylaştırma) kalıcı, etkin ve adil bir finansman yoludur.

Kati çözüm değil, fakat…

Temel Gelir Güvencesi emekçilerin karşı karşıya kalmış olduğu; başta emek sömürüsü, fena emek verme koşulları, işsizlik ve yoksulluk şeklinde sorunları çözebilmek için tek başına kafi bir vasıta değil. Zira bu problemler sistemik problemler. Paracı sistem. değişmediği sürece emekçilerin bu sorunları kalıcı olarak çözüme  kavuşturulamaz.

Sadece bugünden yapılacak işler de var: Sömürüyü azaltacak, emekçiyi ve hanımı güçlendirecek, doğayı koruyacak, yaşamı iyileştirecek adımlara gerekseme var. Temel Gelir Güvencesi bu adımlardan biri ve konjonktürel olarak en acil olanı.

Talep toplumsallaştırılmalı, politikleştirilmeli

Bu yüzden de, emekten, halktan, demokrasi ve özgürlüklerden yana politik hareketler, emek, ekoloji, hanım ve gençlik örgütleri halkla direkt bağ kurabilmek için bu şekilde bir talebi toplumsallaştırmalı, politikleştirmeli ve yapılabilir bir program olarak bunu halkın önüne koyup, gerçekleşmesi için hep beraber savaşım etmelidirler.

(*) Bu metin 2 Mart 2021 tarihinde meydana gelen “Temel Gelir Güvencesi Yaşatır” kampanyasında yaptığım konuşma metnidir.


Okumaya devam et.

Facebook

Popüler

Exit mobile version
Python örnek projeler deneme bonusu veren siteler