Connect with us

Gündem

Kilis'te feci kaza! Ölü ve yaralılar var




Kilis’in Elbeyli ilçesinde, yağış sebebiyle kayganlaşan yolda sürücüsünün kontrolünden çıkarak takla atan otomobildeki Hatice Yıldırım (55) öldü, 4 şahıs ise yaralandı.


Okumaya devam et.
Yorum için tıkla

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

Kumlucalı domates üreticileri, İstanbul’daki fiyat farkına isyan etti



Antalya’nın Kumluca kazasından 1 lira 80 kuruşa çıkan domatesin, İstanbul’da 10 liradan satılması üreticiler tarafınca sorgulandı.


Kumlucalı domates üreticileri, İstanbul'daki fiyat farkına isyan etti

Örtü altı sebze üretiminin merkezi Antalya’nın Kumluca ilçesindeki domates üreticileri, yüksek harcamalarla ürettikleri domateslerin büyükşehirlerde fiyat farkı ile satılmasına tepki gösterdi.

Üreticiler, Kumluca hal çıkışı 1 lira 80 kuruş olan domates fiyatlarının İstanbul’daki market raflarında yada pazarlarında 10 lira olmasının nedenini sordu.

“ARADAKİ FARKI KİM YİYOR”

Hatice Kanga, serada dalından toplamış olduğu domatesleri kasaya yerleştirirken aradaki fiyat farkını kendilerinin bile anlamadığını söylemiş oldu. Kanga, “Bu domatesleri bu şekilde topluyoruz. Aradaki farkı kim yiyor.” dedi.

“İSTANBUL’A  2.80 LİRAYA ULAŞIYOR”

Kumluca Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı ve domates üreticisi Mustafa Çetin ise domatesin paketleme ve nakliye tutarı koyulması durumunda 2 lira 80 kuruş bulunduğunu belirtti.

Kumlucalı domates üreticileri, İstanbul daki fiyat farkına isyan etti #1

“ÜRETİCİNİN VE TÜKETİCİNİN BELİ BÜKÜLMESİN”

Mevzuyla ilgili araştırma yapılması icap ettiğini vurgulayan Çetin, “Neden tüketici bu domatesi 10 liraya yiyor. Bu aracıların araştırılması gerekiyor. Eğer bu konuyu araştırırsak hem üretici maliyetinin altında satarak zarar etmez. Hem de tüketicinin çok yüksek fiyatlarla beli bükülmez. Sofrasına bu sağlıklı yiyecekleri koyar. Bizim sloganımız bu, “Hem üreticinin hem de tüketicinin beli bükülmesin.” ifadelerini kullandı.

Kumlucalı domates üreticileri, İstanbul’daki fiyat farkına isyan etti VİDEO

Kumlucalı domates üreticileri, İstanbul daki fiyat farkına isyan etti #2

Kumlucalı domates üreticileri, İstanbul daki fiyat farkına isyan etti #3


Okumaya devam et.

Gündem

Servet vergisi neden ve nasıl alınmalı?(V)


Servet vergisi niçin ve iyi mi alınmalı?(V) – Servet vergisinin felsefi ve politik arka planı

Prof. Dr. Mustafa Durmuş – Neredeyse tüm dünya Covid-19 ile beraber iyice artan sıhhat sorunları, derinleşen ekonomik kriz, gelir ve servet eşitsizlikleri sebebiyle önümüzdeki süreçte yeni vergilerin gündeme getirilmesinin kaçınılmaz olduğu yönünde hem düşünce. 

Bu bağlamda servet zenginlerinden alınacak bir servet vergisinin hem kalıcı bir kamusal sıhhat harcanması ve toplumsal koruma programı fonlaması için, hem de gelir ve servet eşitsizliklerinin azaltılması için ideal vergi olduğu görüşü giderek yaygınlaşıyor. 

Nitekim Dünya Bankası’nın resmi bloğunda yer edinen bir makalede adil ve etkin bir servet vergisinin, bu yıl iyice ayyuka çıkan gelir eşitsizliklerini azaltabileceği, Covid-19 sebebiyle oluşan mali kara deliği tıkayabileceği ve vergi mükelleflerinin yitip giden itimatını geri getirebileceği ileri sürülüyor.(1)

Servete vergi yöntemiyle müdahale tarihte ilk kez yapılmıyor

Aslına bakarsak sisteme yönelik bu şekilde müdahaleler ilk değil. Kapitalizm tarihinde savaşlar, büyük ekonomik krizler ve salgınlar şeklinde muhteşem dönemlerde bu tür vergilerin konulduğu biliniyor. 

Örnek olarak (1944-1964) döneminde ABD’de senelik 400 bin doların üstündeki gelirlere yüzde 90 oranında gelir vergisi uygulandı.(2) Başta Almanya olmak suretiyle (1945-1948 yılları aralığında), Fransa ve öteki bazı Avrupa ülkeleri borçlarını uyguladıkları artan oranlı bir servet vergisinden sağladıkları gelirlerle ödeyebildiler. Almanya’da bu vergi, borçlar düşüldükten sonraki net servetlere uygulandı, zaman içinde sınırlıydı ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında ülkenin süratli büyümesine destek olan faktörlerden biriydi.(3)

Servet vergisinin ardındaki felsefe

Muhteşem dönemlerin niçin olduğu somut gelir yaratma ihtiyacının ötesinde, servet vergisi felsefi olarak da savunuluyor. O şekilde ki 17. yüzyılda Fransız politikacı J. B. Colbert: “vergileme kazları bağırtmadan yolma sanatıdır”  söylediğinde devrin  maliyecileri bundan minimum üç temel vergi ilkesi çıkarttılar: 

(i) Vergi tabanı olabildiğince geniş olmalı ki uygulanacak vergi oranı en düşük tutulabilsin, böylece vergiye tepki asgaride tutulabilsin (ii) vergi katı esnekliğe haiz ekonomik faaliyetlere uygulanmalı ki ekonomik olarak saptırıcı etkisinde bırakır ortaya çıkmasın (iii) en fazla vergi vermesi gerekenler bir tek büyük servetlerin sahipleridir bu sebeple bu kesimler en rahat fedakârlıkta bulunabilecek insanlardır.(4) 

Bu ilkelerin ışığında büyük servet sahiplerinin en geniş vergi tabanını ve en rahat fedakârlık yapabilecek kesimi oluşturdukları açık. Bu yüzden de (teknik olarak) etkin ve adil bir vergi sisteminin ne olursa olsun ciddi bir servet vergisini içermesi gerekiyor.

Prof. Dr. Mustafa Durmuş

Servet vergisi “toplumsal faydayı büyütme aracı”

  1. ve 19. yüzyıllarda ise servet vergisinin gerekçeleri liberal faydacı felsefeciler tarafınca ortaya atıldı. Bu felsefenin kurucularından J. Bentham (1748-1832) tüm kamu politikalarının olduğu şeklinde, vergi politikasının da ana amacının toplumsal faydayı maksimize etmek bulunduğunu ileri sürdü. 

Ona gore, elinde kendi ihtiyaçlarının oldukca ötesinde gelir ya da servet bulunduranların, bu servetlerinin bireysel refahları üstündeki pozitif tesiri (azalan marjinal yarar kanunu yüzünden) sınırlıdır. Bu yüzden de gelir ve servetin bu fazlası vergileme yöntemiyle bunlardan alınarak yoksullara dağıtılmalı, böylece onların bu fazlayı tüketerek elde ettikleri yarar ile tüm toplumun faydası artırılmalıdır.(5)

  1. Bentham’ın çağdaşı, Marx ve Engels tarafınca “küçük burjuva sosyalisti” olarak nitelenen ve asgari ücretin (ödeme gücünün altında kalmış olduğu için),  vergi dışı bırakılması icap ettiğini ilk kez ortaya atan Fransız maliyeci J. C. L. Simonde De Sismondi’ye gore  (1773-1842) hepimiz haiz olduğu servete gore vergi ödemelidir bu sebeple servet ödeme gücünün en mühim göstergesidir. Ek olarak servetin bir avuç insanda toplanması cemiyet açısından zararı dokunan, bunu önlemeye dönük artan oranlı bir gelir vergisi ise yararlı ve gereklidir. (6)

Geçen yüzyılda bir başka maliyeci A. Pigou (1877-1959), Bentham’ın yaklaşımını geliştirerek gelir ya da servetin artan oranlı bir vergileme ile tekrardan bölüştürülebileceğini, böylece de gelir bölüşümünde adaletin sağlanabileceğini, yoksulluğun ortadan kaldırılabileceğini ileri sürdü. (7)

Sadece artan oranlı vergileme mevzusundan öncelikli olarak Sismondi ve Komünist Manifesto’da Marx ve Engels’in (1848) söz ettiğinin altını bilhassa  çizmek gerekiyor.

İsrafı önlemede servet vergisi

Bu tarihsel felsefi özet bizlere, günümüzde artan oranlı olarak düzenlenecek bir servet vergisinin gelir dağılımını iyileştirici ve yoksulluğu azaltıcı bir işlev görebileceğini gösteriyor. 

Bir de mevzunun israf boyutu var. Zengine ihtiyacının ötesindeki aktarılan her ilave gelir ya da servet tutumsal olarak anlam ifade etmeyen bir israftır. Bundan dolayı bu kesimlere dişe dokunur bir yarar sağlamaz.  Üstelik zenginler daha da zenginleştikçe bu anlam ifade etmeyen ve haksız durum daha da kötüleşir. Oysa aynı servet ya da gelir yoksullara dağıtılsa onların hayatlarında pozitif gelişmelere yol açabilir.  Bu yüzden de soruna yoksullar açısından bakıldığında ilave servetin azalan getirisinden ziyade, artan israfa odaklanmak daha doğru olur.(8)

Vergilemede hakkaniyet yaklaşımlarıyla uyumlu bir vergi

Ana akım maliye teorisi altında vergilemede hakkaniyet Ödeme Gücü ve Yaralanma Yaklaşımlarına gore tanımlanıyor. Her iki yaklaşım açısından da vergilemede adaletin sağlanabilmesi için servet vergisine gereksinim var. 

Mesela Ödeme Gücü Yaklaşımı bağlamında, bir kişinin vergi ödeme kapasitesinin büyüklüğü; hem gelirinin düzeyi, hem de yığın gelir anlamında net servetinin büyüklüğü ile doğru orantılı. Bu yüzden de kişinin ödeme gücüne gore vergilendirilmesinde bir tek gelirinin değil, servetinin de dikkate alınması ve böylece iki verginin de beraber ve artan oranlı olarak uygulanması gerekiyor.

Yaralanma Yaklaşımı bağlamında da bu ilişki açık. Bundan dolayı ilk olarak hususi servetler, başta hususi mülkiyeti korumaya dönük yasalar, yargı ve kolluk hizmetleri olmak suretiyle devlet tarafınca sağlanan çeşitli koruma ve kollama hizmetleri ve devletten alınan ticari işlerle, ihalelerle büyüyor. Kısaca devlet hizmetlerinden en oldukca yararlananlar büyük ana para ve servet sahipleri. 

Nitekim Sismondi, kamu harcamalarının büyük bir kısmının zengini yoksula karşı koruma esnasında ortaya çıktığını zira bu koruma işi taraflara bırakılsaydı muhtemelen zenginlerin bu işten zararı dokunan çıkacağının altını çizer. Dolayısıyla zenginler bir tek servetleriyle orantılı olarak değil, bunun ötesinde kendilerinin avantajına olan sistemi desteklemek için daha çok vergi ödemelidirler. (9)

Bugün de, Covid-19 Salgını esnasında olduğu şeklinde, Salgının niçin olduğu işyeri kapanmalarına karşın (bazı sektörlerde işçiler ölüm riskine karşın işe gönderilmeye devam ederken) bu ufak işletmelerin sahiplerine ya da çalışanlarına yeterince mali destek verilmezken, büyük servet sahipleri devletin para, maliye politikalarıyla ve direkt müdahaleleriyle öncelikli olarak kurtarılıyor. Bu yüzden en oldukca yarar sağlayandan bunun karşılığını servet vergisi olarak ödemesinin beklenmesi adil bir tutum.

Küresel servet vergisi önerisinin ‘değerli yalnızlığı’

Modern iktisatçılardan Thomas Piketty 2014 senesinde yazdığı kitabı (10) ile bir taraftan kapitalizmin son 200 senelik tarihinde giderek artan eşitsizliklere, bir taraftan da buna bir çözüm olarak küresel bir servet vergisinin gerekliliğine dikkatleri çekmişti.

Piketty’nin analizinin özünde şu formül var: (r > g). Burada ‘r’ sermayenin (servet) getirisini, ‘g’ ise ekonomideki büyümeyi (ulusal gelir artışını) temsil ediyor. Yazara gore kapitalizm altında servet birikimi (Piketty sermayeyi servet olarak tanımlıyor) ekonominin büyümesinden süratli olduğundan eşitsizlikler giderek artıyor. O şekilde ki bu gidişat durdurulmazsa kapitalizmin çöküşü kaçınılmaz. Böylece paracı sistemin devamı sadece servet ve gelir eşitsizliklerinin azaltılmasıyla mümkün olabilir.

Buradan hareketle Piketty kapitalizmi kurtarmaya yönelik politikalar öneriyor. Bunların başlangıcında da küresel bir artan oranlı servet vergisi ve üst gelir gruplarının vergi oranını yükselten artan oranlı bir gelir vergisini kapsayan tekrardan bölüştürücü vergi politikaları geliyor.

Bu çerçevede kitapta, en zenginlerden alınacak olan gelir vergisi oranının yüzde 80’e kadar çıkartılmasının (bu daha oldukca şirket üst düzey yöneticilerinin fahiş düzeyde yüksek ücretlerini vergilemek için öneriliyor) yanı sıra, ulusal gelirin yüzde 2’si oranında gelir yaratacak bir küresel artan oranlı servet vergisi uygulamasının gerekliliği anlatılıyor. Öteki taraftan da servet vergisinin girişimciliğin yok edilmesine yol açmayacak bir halde ayarlanması gerektiği vurgulanıyor.

Piketty hem çözümleme yöntemi, hem de önerilmiş olduğu servet vergisi anlamında yoğun eleştirilere doğal olarak tutuluyor. Bu eleştirilerin mühim bir kısmı da Marksistlerden geliyor.  

Servet ve ana para birebir aynı değil

Ilk olarak Piketty ana para birikim sürecini, araya her hangi  bir şey koymaksızın paranın daha çok paraya dönüşmesi olarak (M….M’ / Para…. Daha çok para) olarak, şu demek oluyor ki servet artışı olarak tanımlıyor. Bu da ana para birikiminde kuşkusuz emek sömürüsü şeklinde mühim bir aşamanın görmezden gelinmesi demek. Kısaca yazar için ana para bir tek bir bölüşüm konsepti olarak algılanıyor.

Marksist iktisat politikte ise ana para birikim süreci şu şekilde ele alınıyor: (M——C—— P—— C’—— M’/ Para— Meta— Üretim—Daha çok meta— Daha çok para). Kısaca para üretim sürecinde yaratılan kârla büyür ve ana paraya dönüşür.  Kârın deposu ise emek sömürüsü ile sonuçlanan artı değerdir.

Ek olarak Marx için ana para bir tek bir tutumsal kavram değil, toplumsal, siyasal ve yönetsel bir kategori, egemen sınıfın üretim araçlarını denetleme aracıdır. Para yada makine biçiminde, durağan(durgun) yada değişken olabilir. Aslı itibariyle ne fizikseldir ne de finansaldır. Sermayenin aslı güçtür. Kısaca kapitalistlere karar alma ve işçilerden artı kıymet çıkartma yetkisi veren bir güçtür.

Piketty ise, neo- klasik iktisada sadık kalmış olarak sermayeyi servet olarak tanımladığından, kapitalizmin/sermayenin hareket kanunlarını tam olarak anlayamıyor. Bu yüzden de (çözüm olarak) artan oranlı gelir vergisi ve küresel çapta bir servet vergisine yöneliyor.  Böylece önerileri kapitalizmi daha etkin çalıştırmayı ve yüksek düzeydeki eşitsizlikleri azaltmaya dönük kalıyor. Özetlemek gerekirse, 19.yüzyıldaki Ricardo’nun uygar versiyonu şeklinde işlev görüyor. Zira o da toprak sahiplerinin politik enerjisini (paracı sınıfın güvenli geleceği için) azaltmaya dönük bir toprak vergisi alınması icap ettiğini savunmuştu.(11)

Piketty (bırakın hususi iyelik kurumuna ya da piyasalara karşı çıkmayı) bunların milyonlarca insanoğlunun eylemlerinin koordinasyonunda oldukca yararlı kurumlar olduğuna inandığından, kapitalizmin sürdürülebilmesi için “uzak görüşlü kapitalistleri” vergileme mevzusunda ikna edebilmek için adeta yalvarır.

Bu da ılımlı bir toplumsal demokrat olarak Piketty’nin  en zayıf noktasını oluşturuyor. Paracı üretim tarzına dokunulmaksızın, bir tek yüksek bir servet vergisiyle adaletsiz bölüşüme müdahale etmenin kafi olabileceğine inanıyor. Öteki taraftan, işçi sınıfını, onun sisteme karşı politik örgütlü mücadelesi ile neler yapabileceğini görmüyor, sınıfın gücüne inanmıyor. Oysa açlığa da, açgözlülüğe de tahammülün bir sınırı var. İşçi sınıfı hala, doğru örgütlenme biçimleri ve doğru bir dünya görüşüne dayalı politik bir irade ile bu eşitsizlikleri ortadan kaldırabilecek tek toplumsal derslik.

Zizek ise, Piketty’nin bir ütopist bulunduğunu ve servet vergisi önerisinin de tam bir ütopya bulunduğunu ileri sürer. Ona gore: “Hegel’in ‘soyut düşünce’ ile kastettiği tam da budur. Yani sadece bir önlem almakla yetinip, diğerlerinin sabit kalacağını varsaymak. Oysa gerçek hayatta gelir ve servet bölüşümünde yapılan radikal bir değişiklik üretim tarzını ve kapitalist ekonominin kendini etkiler”.(12)

Netice olarak Piketty servetin ve üst gelir gruplarının vergilendirilmesine ilişkin olarak yürekli önerilerde bulunsa da bunlar kafi olmayacaktır. Ana paraya verilen teşviklerin ciddi halde azaltılması, yaşanabilir bir ücret düzeyinde emek verme saatlerinin azaltılması, adil ücretlendirme, kamu garantili istihdam programları, temel gelir güvencesi, kamusal mal ve hizmetlerin genişletilmesi ve bunların parasız sunumu, kuvvetli toplumsal güvenlik koruma ağlarının kurulması, sendikaların güçlendirilmesi şeklinde öteki reformlara gereksinim var.

Politik tercih olarak servet vergisi

Servetin gelirden oldukca daha adaletsiz dağıldığı ve oldukca daha süratli temerküz etmiş olduğu mevzusunda Piketty ile aynı fikir olan iki öteki Fransız maliyeci E. Saez ve G. Zucman’a gore (13); süper zenginleri vergilendirebilmek için üç vergisel vasıta gerekiyor: Artan oranlı gelir vergisi, artan oranlı kurumlar vergisi ve artan oranlı servet vergisi. İlk ikisinden kaçırılan vergi üçüncüsü vasıtasıyla alınabilir. Sadece ne gelir vergisi ne de kurumlar vergisi süper zenginleri vergilendirmede kafi değildir. Bundan dolayı bu şekilde zenginlerin çoğunluğu ciddi servetlere haiz iken vergilendirilebilir gelirleri düşüktür. 

Yazarlara gore, uygulanacak bir servet vergisi ile ciddi düzeyde vergi geliri sağlanabileceği şeklinde, servet bölüşümünde hakkaniyet de tesis edilebilir. Keza bu şekilde bir vergi ile servet yığılmasının demokrasi için tehdit oluşturması ve artan karbon emisyonlarının ekolojiyi daha çok tahrip etmesi önlenebilir. Ek olarak bu şekilde bir verginin uygulanması politik bir tercihtir. Kısaca uygulanmasının önünde teknik olarak her hangi bir engel yoktur.

Emek sömürüsüne karşı servet vergisi

Son olarak Marksist Emek-Kıymet Teorisi ve bunun üstünden temellenen toplumcu yaklaşım açısından durum oldukca daha nettir. Bundan dolayı bu yaklaşıma gore, servet işçilerin bugünkü ve geçmişteki atalarının ödenmemiş toplam emekleri olan artı değerlerinin bir birikimidir. 

Kısaca servet emek sömürüsünden meydana gelen, onunla büyütülen, bir emek hırsızlığıdır. Bu yüzden de meşru olmayan bir servetin en azından bir kısmının onun gerçek sahiplerine vergileme yöntemiyle iadesi son aşama etik ve meşrudur. Bu açıdan kısa-orta vadeli bir emekçi iktidarının programında artan oranlı servet vergisi ne olursa olsun yer almalıdır.

Böylece (paracı toplumlarda ilerici karakterde de olsa vergilemenin kısıtlarının bilincinde de olarak) artan oranlı bir servet vergisi ile ekonomik durgunluk ve işsizlik şeklinde sıkıntıları hafifletebilmek, halkın yoksulluğunu, toplumsal adaletsizlikleri ve doğaya verilen ziyanı azaltmak mümkündür. 

… devam edecek

_____________________

Dip notlar:

    1. Jim Brumby,  “A wealth tax to address five global disruptions”, https://blogs.worldbank.org (6 January 2021).
    2.    Sam Pizzigati,  “Do We Need a Maximum Wage?”, http://inequality.org (25 September 2015).
    3.   Camille Landais, Emmanuel Saez, Gabriel Zucman, “ A progressive European wealth tax to fund the European COVID response”, https://voxeu.org/article/progressive-european-wealth-tax-fund-european-covid-response (3 April 2020).
    4.   J. Bradford DeLong , “Isn’t a wealth tax common sense?”, https://www.socialeurope.eu/isnt-a-wealth-tax-common-sense (3 February 2020).
    5.   Richard A. Musgrave and Peggy B. Musgrave, Public Finance in Theory and Practice, McGraw-Hill Kogakuha Ltd., 1980, s.93-95.
  •   http://www.marxists.org/reference/subject/economics/sismondi/ch06.htm (15 Ocak 2021).
    1.   A.G.Pigou, A Study in Public Finance, 3rd edt, London Macmillan, 1951, part 2.
    2.   Jason Hickel,  “How not to measure inequality”, https://mronline.org (23 May 2019).
  •    http://www.marxists.org/reference/subject/economics/sismondi/ch06.htm (15 Ocak 2021).
  1.   Thomas Piketty, Capital in the Twenty-First Century (translated by Arthur Goldhammer), The Belknap Press of Harvard University Press, 2014, s. 493-540.
  2.   Tomáš Tengely-Evans, “Piketty and Marx”, http://isj.org.uk/piketty-and-marx (28 June 2014).
  3.   Slavoj Žižek comments on Thomas Piketty’s ‘Le Capital au XXIe siècle’, https://www.criticatac.ro/slavoj-zizek-comments-thomas-pikettys-le-capital-au-xxie-siecle  (30 May 2014).

  Emmanuel Saez, Gabriel Zucman, “Progressive Wealth Taxation”, BPEA Conference Drafts, September 5–6, 2019): Forum “Taxing the superrich”, http://bostonreview.net/forum/emmanuel-saez-gabriel-zucman-taxing-superrich (9 April 2020).


Okumaya devam et.

Gündem

Deniz Bulutsuz ve Ozan Güven davası ertelendi




Oyuncu Ozan Itimat ve eski kız arkadaşı Deniz Bulutsuz’un, “basit yaralama” ile öteki suçlardan “sanık-müşteki” olarak karşılıklı yargılanmalarına başlandı.


İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmaya, sanık-müşteki Ozan Itimat ile sanık-müşteki Deniz Bulutsuz, avukatlarıyla beraber katıldı.


Duruşmada kimlik tespiti meydana getirilen sanık-müşteki Ozan Itimat, aylık gelirinin 5 bin lira, sanık-müşteki Deniz Bulutsuz da 20 bin lira bulunduğunu söylemiş oldu.


Savunması ve şikayeti sorulan Deniz Bulutsuz, eski yakınma beyanlarını aynen yeniden ettiğini belirterek,  “Yaşananları tekrar anlatmak zorunda kalmazsam memnun olurum.” dedi. 


Ozan Itimat’i yaraladığına dair fotoğraflar olduğu hatırlatılan Bulutsuz, “Bu yaraları siz mi yaptınız?” sorusuna karşılık, “Yaralanmaları ben yapmadım. Canımı kurtarmaya çalışırken kendimi savundum. Bana gelen darbelere engel olmaya çabaladım.” şeklinde konuştu. 


Hakimin, “Olaydan bir gün sonra Ozan Güven’in arabasını isteyip o arabayla  Bursa’ya gitmişsiniz, doğru mu?” sorusunu da yönelttiği Bulutsuz, “Buna bir itirazım yok. İstanbul’dan uzaklaşmak istedim.” ifadesini kullandı. 


Savunması sorulan Ozan Itimat ise soruşturma aşamasında verdiği ifadeye ekleyeceği yada çıkaracağı bir şey olmadığını kaydederek, “İddia edilen suçlamaları kabul etmiyorum. Şikayetim geçerlidir. “dedi. 


Ozan Itimat’in daha ilkin mahkemeye sunmuş olduğu yazılı savunması okundu. Savunmada, “Deniz bana, bir görüşmemizde, ‘eski sevgilim vardı, çok da güzel ilişkimiz vardı’ deyince biraz bozuldum, ‘ne gerek vardı Deniz’ dedim…Müstakil bir eve gittik. Alkol almadık. Yatakta yatıyordu, ben gelince konuşmaya başladı, ayrılma konusu geçti. Sehpanın üzerindeki abajurun şapkasını takmak istedim. Abajuru eline aldı. Elinden almaya çalışırken abajurun sapı, denizin çenesine çarptı, çenesi yarıldı. Aşağı inip yara bandı getirdim, çenesine yapıştırdım. Sonra da ‘sen bana vurdun’ dedi ve saldırdı. ‘Seni rezil edeceğim, seni Türkiye’ye kadın döven adam diye tanıtacağım’ diyordu. Abajur ayrılınca sapı denizin elinde kaldı. Gerekirse mahkemeye getiririm abajuru.” ifadeleri yer buldu.


“Çenenizde şu an iz kaldı mı?” diye soran hakime, çene yarasına ilişkin fotoğraf yayınlandı. Fotoğrafa ve maskesini çıkaran Deniz Bulutsuz’un çenesine bakan hakim rapora, “çok dikkatli bakıldığında çenesinin ortasında bir iz olduğu görüldü” ifadesini yazdırdı. 


DAHA ÖNCE ATILAN MESAJLARI TARTIŞTILAR


Duruşmada söz alan Deniz Bulutsuz’un avukatı, Itimat tarafınca Deniz Bulutsuz’a daha ilkin yazıldığını iddia etmiş olduğu, “O gece her şeyden çok sana ihtiyacım olduğu halde seni korkuttuğum için çok utanıyorum, çocuklaşıyorum. Seni kaybettiğime üzülüyorum”  şeklindeki mesajı sordu. 


Bu mesajları doğrulayan Itimat, şunları söylemiş oldu:


“Evet, bu mesajı bir gece ben yazdım. Bu olay gecesinden yaklaşık 5 ay önce yazılan bir yazıdır. İlişki dinamikleri değişiyor. Bağırdığım için utandığımı ifade eden bir yazı bu. Bağırdığım için bunu dediysem diğer şeyleri nasıl yaparım? Bu 5 aylık ilişkinin 4 defasında kendisinden ayrılmak istedim. Bir kere Bodrum tatilini yarıda kestim ve gene ayrıldım. ‘Ben bir şey yaparsam sen beni öldürürsün ya da karakolluk oluruz’ dedim. O da, ‘bir daha böyle bir şey yapmayacağım’ dedi. O gece bayılma numarası yapmıştı. Bağırdığım için özür diledim. Ayrılmak istemedi. Bu mesajın buraya bağlanması, niyetinin ne olduğunu çok belli ediyor. Ayrıca bunun cevabı da var.”


Ozan Itimat, bir sual üstüne, “Deniz’i son gördüğümde çenesinde taktığım yara bandı vardı, başka da bir şey yoktu. Evden kendi rızasıyla çıkmış ve benim şoförümü beklemiş. O halde olan bir insan benim şoförümü bekliyor.” ifadesini de kullandı.


“BANA KIRIK CAMLI ABAJURLA VURDU”


Alıkonulma meselesini anlatması istenen Deniz Bulutsuz ise, şu şekilde konuştu:


“Ev iki kattan oluşan. Ozan’dan darbe almaya, dayak yemeye yukarıda başladım. Evin anahtarı bende yok. O dönem beraber kalıyorduk. Ayrı yaşadığım bir ev vardı. Çenem üst katta yarıldı. Telefon elimden üst kattan alındı. Çenem kırık abajurla çizildi. Ampulü kırıktı. Benim çenemi ağaç değil cam kısmı kesti. Bana kırık camlı abajurla vurdu. Merdivenlerden indikten derhal sonrasında evin çıkış kapısı var. Merdivenlerin başlangıcında saçımdan tutup duvara vurdu. Aşağıdaki zemine yuvarladı. Kapıya oldukca yakın. Telefon olmadığı için kapıdan çıkmaya çalıştım sadece beni yeniden yakalayıp kapıyı üstüme kilitledi. Yerde beni tekmeledi. Canımı kurtarmak için kapıdan çıkmaya çalışırken bana yeniden vurdu ve kapıyı kilitledi.


Evde başka kimse yoktu. Salon camından sesimi geçen insanlara duyurmak için salona koştum. Gelip müdahale etsinler istedim. Pencerede de aynı şey oldu. Ozan pencereyi kapatıp seslenmeme engel oldu. Pencere ve kapı arasındaki süreçte oldukca darbe aldım. Kapının olduğu yerde bilincimi kaybedip yığıldım. Üzerime su dökerek beni ayılttı, darbe almaya devam ettim. Bir süre vurmaktan vazgeçince arkasını döndü. Kapı kilidini açıp kendimi dışarı attım. Ayakkabısız görüntü anı bundan sonrasına ilişkindir. Evden uzaklaşmaya çalıştım, yan sokağa girdim. Ayağımda bir şey yoktu, üzerim kanlıydı ana caddeye çıkma cesareti gösteremedim. O arada sokakta H. beyi gördüm (Ozan Itimat’in şoförü), otomobilini tanıdım, önüne çıkıp arabayı durdurdum, bindim. ‘Mümkün olmasıyla birlikte uzağa git’ dedim.”


“OLAYIN MUHATAPLIĞINI YAŞAMAK İSTEMEDİM”


Bulutsuz, bir sual üstüne, daha ilkin Ozan Itimat’in alkol aldığında fütursuz davrandığını, küfre yatkın durduğunu ve o haldeyken üzerine gidilmeyeceğini bilmiş olduğu için hakaret içerikli sözle ilgili tartışmayı başkalarının yanında yapmadığını da belirterek, eve onunla konuşmaya gittiğini de dile getirdi.


Ozan Itimat’in avukatının, “Neden müvekkilimin arabasına bindiniz, başka arkadaşınız yok muydu?” sorusunu yönelttiği Bulutsuz, “Ben aracı ondan istemiyorum. O geceyi, olayı bilen ben, Ozan, H. ve evine gittiğim arkadaşım E. idi. Olayı anlatmam gerekir araç istemem için. Başka birine açıklamak, olayın muhataplığını yaşamak istemedim. Kaçmak, uzaklaşmak istedim.” dedi.


“Arabayla Bursa’ya gelinlik bakmaya mı gittiniz?” sorusunu da cevaplayan Bulutsuz, “Bu bir mazerettir. Kaçmak için bir şey söylemek gerekir. Aileme söylediğim bir bahane bu.” derken, gene bir sual üstüne, daha ilkin asla tanımadığı birinin tacizine uğradığını ve onunla ilgili açmış olduğu davada mahkemenin bu kişiyi suçlu bulduğunu da aktardı. 


Savunmaların peşinden talepleri sorulan Ozan Itimat’in avukatı, Adli Tıp Kurumu’ndan tekrardan rapor alınmasını, tanıklarının dinlenilmesini, müdahillik talebinde bulunan Aile Bakanlığı’nın bu talebinin reddine karar verilmesini ve müvekkilinin duruşmalara katılma zorunluluğunun kaldırılmasını talep etti.


Deniz Bulutsuz’un avukatı ise tanıkların dinlenilmesini talep etti. 


Ayrıca her iki tarafın avukatı da müvekkillerine hükmün açıklanmasının geri bırakılması kanununun uygulamasını istemedi. 


ARA KARAR: ABAJUR İNCELENECEK


Ara kararını açıklayan mahkeme, soruşturma aşamasında dinlenilen tanıklardan sürücü H.D. ile R.Ç, ve E.S’nin çağrılmasına, evin güvenlik görevlisi olan öteki şahit M.A’nın ise hazır edildiğinde çağrı edilmesine karar verdi. 


Sanık-müşteki Deniz Bulutsuz’un çenesinde meydana gelen yaralanmanın yüzde durağan(durgun) iz bırakıp bırakmadığı yönünden Adli Tıp Kurumu’ndan (ATK) rapor alınmasına hükmeden mahkeme, Bulutsuz’un tüm raporlarının ATK’ya gönderilerek, yararlanmanın rahat tıbbi müdahaleyle giderilip giderilemeyeceği yönünde bir rapor istenmesini de karara bağladı. 


Ozan Itimat’in getirebileceğini belirttiği, vakada kullanılan abajurun silahtan sayılan bir alet olup olmadığı yönünde incelenmesinin uygun görüldüğünü kaydeden mahkeme, bu abajurun bir sonraki duruşmada incelenmesine karar verdi. 


Mahkeme, Ozan Itimat’in duruşmalara gelme zorunluluğunu kaldırarak duruşmayı erteledi.


OLAYIN GEÇMİŞİ


Yaşanmış olan sertlik vakasıyla ilgili Deniz Bulutsuz’un şikayeti üstüne Ozan Itimat hakkında, Ozan Itimat’in şikayeti üstüne de Deniz Bulutsuz hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştı.


Ozan Itimat aleyhine yürütülen soruşturma sonunda hazırlanan iddianamede, Itimat’in, “hakaret, cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve kasten yaralama” suçlarından 13 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.


Deniz Bulutsuz aleyhine yürütülen soruşturma sonunda hazırlanan iddianamede ise, Bulutsuz’un, “basit yaralama” suçundan 4 aydan 1 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor. 


İddianamelerin sunulmuş olduğu İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesi, her iki iddianameyi birleştirerek, iki tarafın da müşteki-sanık olarak karşılıkla yargılanmasına karar vermişti. 


 





Okumaya devam et.

Facebook

Popüler

Python örnek projeler deneme bonusu veren siteler