Connect with us

Gündem

Kapitalizmde halk bütçesi olur mu?


Bir sistem ki, sömürü ve yağmayla, gerektiğinde mafyalaşarak ana para birikimi yapılıyor, işler yürütülüyor. Böylece yürütülen bir sistem ki, serveti giderek ufak kesime aktarıyor, yoksulluğu ise büyük kesime reva görüyor. O şekilde bir sistem ki, burjuva demokrasisi aldatmacası ile seçimle hileli-hilesiz iktidar oluşuyor, hâkimiyetin kayıtsız şartsız millette olduğu şiarı altında demokrasi simgesi olarak her yıl bir bütçe yapmış olup kamusal sistemi araçsallaştırarak hizmetkâr kılıyor. Vasıta sistemin olunca, bütçe halkın olur mu? Sistem soygun üstüne oturmuşsa, bütçe adil (bu düzende o da ne demense?) olur mu?

Bu yazıda bütçe ile ilgili hiçbir sayı ya da geçmişteki verilerle son verilerin karşılaştırılması yapılmayacaktır. Zira yangın büyükken, hangi oda daha ferah ve konforluydu tartışması abestir. Bütçe ekonomik sistemi olmasıyla birlikte, ekonomik gelişmişlik düzeyini de, bunların ötesinde de bu sistem içinde bu düzenin üstüne yönetici olarak seçilenlerin (daha doğrusu, yerleştirilenlerin!) zihniyetini yansıtır. Olayın birazcık daha derinine gidersek görürüz ki, bütçede yansıyan zihniyet de devralınmış ve siyasal dokuda canlandırılarak bütçe denen metinlerde ete kemiğe büründürülüş fikir kalıbıdır. Başat kesimlerde oluşan fikir kalıbı da her gün çalışanları pandemi döneminde dahi iyi mi sömürürüz de cüzdanımızı birazcık daha şişiririz işine kafasını yoranların, tüm enerjisini bu yönde sarf edenlerin gece gündüz oluşturdukları dokudur. Görülüyor ki, sistem oluşturulduktan sonrasında, ona bakılırsa kurumlar, kurum ve devlet yöneticileri oluşturulmaktadır. Sistemde yönetimin üst katmanlarına çıkıldıkça, zihniyet, bizzat yöneticilerin de bilincinde olmadan tedricen oluşur, şundan dolayı onlar da beyinleriyle sistem mantığına hapsedilmiş durumdadır. Milyarlar ve fırsatlar ellerinden geçerken ellerin kirlenmemesi olanaklı değildir. Kirlenme bir kere başladı mı, ikincisi ve daha fazlası artık işten bile değildir. 

Peki, iyi mi oluyor da, bir takım paracı ülkede bütçeler daha muntazam bir görüntüde olabiliyor da, hepimiz şeklinde çevresel konumlu ekonomilerde durum oldukça daha iç karartıcı gelişiyor. Bu fark, sistemik fark olmayıp, ülkelerin içinde bulundukları ekonomik farklılığın sonucudur. Başka bir deyişle, sistem değişmedikçe, kapitalizm ciddi toplumcu sisteme dönüşmedikçe, burjuva demokrasisi yerine ekonomik demokrasi başat kılınmadıkça varsıl ve yoksul ülkelerin bütçeleri içinde kalite farkı değil, aşama farkı oluşur. Varsıl ve yoksul iktisat bütçeleri içinde fani gözlerimizle gördüğümüz fark bir tek aşama farkıdır. Bu şu anlamına gelir ki, bugün değişik düzeydeki ekonomiler içinde bu fark var, fakat yarınlarda yoksullukta eşitlenmeye koşuyoruz. Hani, aklını peynir ekmekle yemiş kapitalizm amigolarının bir zamanlar sosyalizm için söylediği yoksullukta eşitlenme zekâ parıltısı görüşü, ne yazık ki ufukta kapitalizm için gözükmektedir. Şu sebeple kapitalizm erimektedir. Sistem erirken, çevreden kotarılan varsıllık giderek daralan merkezde gelir düzeyinin istikrarında kullanılmaktadır. Aynen bir ekonomide varsıllık giderek daralan kesimde oluşurken yoksulluğun giderek genişleyen kesimlere yayılmasına analojik olarak, kapitalizmin ülkelerarası serveti dağıtma mekanizması da aynı kurala tabidir. Ne var ki, çevreyi sömürerek varsıllığını korumuş olan, hatta bazı koşullarda bir miktar yükseltebilen merkez ülkeler eriyen kapitalizmin üst katlarındaki parıltılar olarak yansıdığı içindir ki, kapitalizm için genel yargı hayırhah şeklinde tecelli etmektedir. Oysa gerçek {hiç de} öyleki değildir. İşin daha acısı, politik karar verenlerin varsıllık alanı giderek daralırken, varsıllığın yansıması yoksulların gözlerini almakta, varsıllar ise zamanı kullanmaya yoğunlaşmaktadır. Aynı süreç çözülmekte olan ulus-devlet formlar için de, “yönetişim” ya da “devletsizleşme” şeklinde cafcaflı sözcüklerle geçerlidir. 

Şu durumu gözden uzak tatmayalım ki, tüm yerküreyi kaplayan kapitalizm hiçbir ülkenin münferiden ele alınmasına meydan bırakmaz. Sistemle bütünleşmiş her ülke ekonomik ve ona bağlı olarak siyasal hâkimiyetine bakılırsa sistemden tesir alır ya da sisteme tesir enjekte eder. Cari açığımız yüksekken, kamu açığımız da muhteşem boyutlara ulaşırken hangi akla hizmetle yolları, köprüleri, hastaneleri güvence sözleşmeleri ile yaptık ki? Acaba bu cehaleti biz mi yaptık, yoksa küresel sistemi başat olarak yürüten “akıllı” ana para kesimleri mi aynı kafadaki siyasilerle yapmış oldu? Her vaka sebebine bakılırsa olmasıyla birlikte, oluşum sonucuna bakılırsa de değerlendirilir. Peki, mega olarak anılan, hatta en çılgını olarak salt İstanbul halkına değil, tüm ulusa dayatılan Kanal İstanbul netice olarak neye, kime ya da hangi kesime hizmet etmektedir ya da edecektir? Bu projeler maddi yatırımdır. Yatırım için tutum gerektiğine, tutum oranımız ise düşük olduğuna bakılırsa, bu değirmenin suyu bir yerden geliyor anlamına gelir. Gelen su ekonomiyi birazcık canlandırabilir, meydana getirilen beton yığınları ise seçim vitrinine koyulur. Sadece, bu su bir çok denetlenemeyen ya da açıkça gözetlenemeyen birçok kanaldan geçmektedir. Gelen razı ki, bir tomar para ile geliyor, iyi mi olmasın ki, getirdiğinden daha büyük tomar para ile gidecek. Çağıran acaba niçin bu sürece baş koyuyor ki, acaba bir tek, gelecek nesillerin varsıllığından yiyerek seçim vitrinine koyulan beton yığınları aşkına mı bu sözleşmeye giriyor da, parlamentoda bütçe görüşmelerinde muhalefetten (asla hak etmediği!) bazı lâfları duyuyor? Değirmeni döndüren su belli belirsiz kanallardan geçerken denetime açık olmayan şekilde bir şeyleri destekliyor olabilir mi acaba! Bu püf nokta acaba, gelecek nesilleri yoksullaştırmak pahasına hem dış dünyaya kaynak aktarılması, hem de içeride tabanı konsolide ederek iktidarı koruma aracı ve süreci olabilir mi?. Hal bu şekilde ise, tüm siyasal icraata ve bütçeye, iktidarların halkın hizmetinde olarak, halkın parası ile halka hizmete yönelik etkinlik göstermesinin ürünü şeklinde safiyane tavırlarla yaklaşamayız. Tüm oluşumu sistem mantığında, dünya sistemi içinde ülke gerçeği ve bu gerçek bağlamında ele aldığımızda sadece ülkede işleri kotarmakla halk tarafınca seçilenlerin görevlerini anlamış olur, asli(!) ve ikincil işlevlerini kavrayabiliriz. İşte o süre, hem sistemi anlarız, hem de varsıllıkta oluşan yaygın yoksulluğun sebebine inerek, gerçek anlamda ekonomik demokrasiyi, kısaca üretenin üretimi üstünde mutlak tasarrufunun sağlandığı hakça sistemi inşa etmede yola girmiş oluruz.

Netice olarak, lütfen bütçeye bakmayalım, kendi halimize bakalım. Devlet bütçesi devlet politikasını ve ideolojisini eklerken, hem de da bizlerin ekonomik koşullarımızı ve varsıllık-yoksulluk arasındaki salınışımızı belirler. O nedenle, anlayamadığımız rakamlarla, siyasal icraatı yüceltici yada batırıcı ifadeler kulak vererek süre geçirmeyelim, kendi ekonomik konumumuza ve aile bütçemize bakalım. Devlet bütçesi, halkların görüşünü ve tercihini değil, patronların ideolojisini yansıtır. Bunda da şaşıracak bir şey yoktur; sistemin adı kapital-izm’dir. Üretimi icra eden kim; yaratılan değerleri parasal ifadesiyle üstüne geçiren kim? O süre bu iktidar kimindir? Ilkin buraya, sonrasında da şu şekilde bir dönerek kendimize kendimize bir bakalım!


Okumaya devam et.
Yorum için tıkla

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

Son dakika haberler… FETÖ’nün Kara Kuvvetleri Komutanlığı yapılanmasına operasyon! Çok sayıda gözaltı kararı




Okumaya devam et.

Gündem

Karadeniz, ağaçları ve kumu yuttu!



Samsun’un Atakum ilçesi Çakırlar Yalı Mahallesi’nde Dereköy Barınağı’na kadar olan sahil şeridinde ortalama 5 senedir yaşanmış olan kıyı erozyonu kaygı verici boyutlara ulaştı. Denizin ağaçları ve sahildeki kumu yuttuğuna dikkat çeken yurttaşlar bundan önce tedbir alınmasını istiyor. Samsun Çevre Platformu, “Atakum sahillerini Karadeniz yutmaya, yetkililer seyretmeye devam ediyor” açıklaması yaparken Atakum Belediye Başkanı Cemil Deveci, “Sahil elden gidiyor, sahil kenti olmaktan çıkıyoruz”  ifadelerini kullandı.


Okumaya devam et.

Gündem

Yeniden açılmanın heyecanını yaşayan iş yerleri geceden hazırlık yaptı


class=”cf”>

Fatih’te bir kebap salonunun çalışanları geceden masa ve sandalyelerini dezenfekte edip temizleyerek hazırlıklarını tamamladı.

“MUTLUYUZ, MÜŞTERİLERİMİZİ ÖZLEDİK”

Fatih’te bulunan bir kebap salonu yetkilisi Ahmet Gök, “Sayın Cumhurbaşkanımızın kabine toplantısı sonrası yaptığı açıklamaya göre, yüzde elli kapasiteyle sayın müşterilerimize hizmet vermek için gerekli hazırlıkları hijyen kurallarına uygulayarak hazırlığımıza başladık, bismillah diyerek. Sabah işimize bakacağız, sevgili müşterilerimizi bekliyoruz. İçleri rahat bir şekilde gelip yiyebilirler. Hijyen kurallarına uyarak hizmetimize devam etmekteyiz. Yaklaşık 4 aydır beklediğimiz bir karardı, mutluyuz yani. İşimizi de özledik, müşterilerimizi de özledik. Sabah 07.00 ile akşam 19.00 arası bekliyoruz müşterilerimizi. Akşam 19.00’dan sonra ise paket ya da gel al şeklinde devam edeceğiz” dedi.


Okumaya devam et.

Facebook

Popüler

Python örnek projeler deneme bonusu veren siteler