Connect with us

Gündem

İngiltere’de halka ‘rezervasyon yapmayın’ çağrısı






İngiltere’de aşılamadan sorunlu bakanı Nadhim Zahawi, halka yaz tatili rezervasyonu yapmamaları çağrısında bulunmuş oldu.

İngiliz hükümeti vatandaşlarına 2021 yaz tatili için rezervasyon yapmamaları çağrısında bulunmuş oldu. İngiltere’nin aşılamadan görevli bakanı Nadhim Zahawi, ”Daha sert sınır önlemleri getirilecek. Bu yüzden yaz tatili rezervasyonu yapmayın. Şu anda hastanelerde 37 bin kovid hastası var ve yaz tatili ile ilgili vurgunculuk yapmak için bile şok erken.” dedi.

Bugün İngiltere Başbakanı Boris Johnson başkanlığında toplanacak olan bakanlar, ülkeye gelenlerin karantina otellerinde tutulmasını tartışacak. Hükümet, ülkeye giren mutasyonlu virüsün aşılamaya zarar verme riskini önlemeyi amaçlıyor. Bu uygulama başlatılırsa, İngiltere Avrupa’daki en ağır gezi kısıtlamasını hayata geçirmiş olacak ve aslına bakarsanız zor durumdaki gezi sektörü büyük bir darbe alacak.






Önceki haberKıbrıs ve Londra’da pek oldukca ilki başaran hanım Akile Nihad Işın vefat etti
Avatar

AÇIK GAZETE’DEN RİCA: Açık Gazete bağımsız bir web gazetesi. Açık Gazete’nin yaşaması daha oldukca okura ulaşmasıyla mümkün. Lütfen face ve twitter benzer biçimde toplumsal medya ikonlarını tıklayarak Açık Gazete’yi beğeniniz. İlginizi çeken haberleri de toplumsal medyada paylaşınız lütfen. Teşekkür ederiz.



Okumaya devam et.
Yorum için tıkla

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

Kayseri’de uyuşturucu operasyonu: 5 gözaltı


class=”cf”>

Kayseri’de uyuşturucu operasyonu: 5 gözaltı

İl Güvenlik Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Savaşım Şube Müdürlüğü ekipleri, uyuşturucu ticareti meydana getiren kişilerin yakalanmasına yönelik emek verme başlattı. Bu kapsamda Kocasinan ve Talas ilçelerinde belirlenen 2 eve operasyon düzenlendi. Operasyonda Mehmet D., Mehmet S., Muhammet İ., İbrahim B. ve Muhammet A. uyuşturucu ticareti yaptıkları iddiasıyla gözaltına alındı. Evlerde meydana getirilen aramada toplam 586 gram metamfetamin ele geçirildi. Şüpheliler, Güvenlik Müdürlüğü’ndeki işlemlerin peşinden adliyeye sevk edildi.


Okumaya devam et.

Gündem

‘İzmir Gevreği’ne coğrafi işaret almak için başvuruldu



İzmir Gevreği’nin, pişirilme şekli, görüntüsü ve tadı öteki illerde üretilen simitlerden değişik. Şehir de bu lezzetini tescilleyerek ileriki nesillere aktarmak istiyor.


'İzmir Gevreği'ne coğrafi işaret almak için başvuruldu

İzmir Pide ve Gevrekçiler Odası Başkanı Şükrü Erişen, öteki illerde satılan simitlerden görünüm, lezzet ve şekli açısından değişik olan “İzmir Gevreği”ni, coğrafi işaret tescili alarak kendilerine özgü bu lezzete kimlik kazandırmaya çalışıyor.

Erişen, yapmış olduğu açıklamada “İzmir Gevreği” için Türk Patent ve Marka Kurumuna yaptıkları başvurunun değerlendirme aşamasında bulunduğunu, üretim yöntemi ve tadı öteki illerdeki simitlerden değişik olan İzmir Gevreği ile ilgili farkındalık yaratmak istediklerini belirtti.

“İZMİRLİLER ‘SİMİT’ DEMEZ, ‘GEVREK’ DER”

İzmir Gevreğinin kendine özgü lezzete haiz bulunduğunu kaydeden Erişen, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“İzmirliler ‘simit’ demez, ‘gevrek’ der. Hakkaten de İzmir Gevreği öteki illerde satılan simitlerden hem görünüm hem lezzet hem de üretim şekli açısından farklıdır. İzmir Gevreği ilkin pekmezde sonrasında fırında iki kere pişer. Adı üstünde gevrek gevrek pişer. Hamur harcını yoğrulup sıcak pekmez kazanında bir dakikaya yakın haşlanıp kabartılır, sonrasında susama bulanıp fırında pişirilir.

DİĞER İLLERDE ÜRETİMİ FARKLI

Öteki illerde ise üretim farklıdır. Mesela İstanbul simidi üretiminde hamur harcı soğuk pekmez kazanına sokulup susamlanır ve fırına verilir. Bu şekilde iki ürün içinde lezzet ve görünüm farkı da oluşur. Biz gevreğin mideye gitmeden ilkin göze de hitap etmesi icap ettiğini düşünüyoruz. İzmir Gevreğinin tescilini alacağız ve kentimizin mühim bir değerinin adını, özelliklerini koruma altına alacağız, gelecek nesillere taşıyacağız.”

 İzmir Gevreği ne coğrafi işaret almak için başvuruldu #1

(İzmir Gevreği)

simit

(Simit)


Okumaya devam et.

Gündem

‘Temel Gelir Güvencesi’ zamanı (*)


Prof. Dr. Mustafa Durmuş – Covid-19 Salgını ile beraber kapitalizm emekçi sınıflar ve halklar üstündeki baskısını iyice artırdı. Bu devrin en belirgin özelliği; ekonomik krizler, fazlaca zayıf ekonomik toparlanma, yüksek işsizlik, giderek derinleşen yoksulluk ve açlık oldu.

Emeği zayıflatan bu süreci hızlandıran bir öteki etkense bir süredir artmakta olan ana para yoğunlaşması ve hızla gelişen teknolojinin niçin olduğu dijitalleşme, robot kullanımı ve suni zekâ uygulamaları oldu. Teknoloji giderek canlı emeği üretimin dışına çıkartmaya başladı.

İşin kötüsü dünya işçi sınıfı ve emekçi halkları bu sürece en örgütsüz oldukları, dolayısıyla da en kuvvetsiz oldukları aniden yakalandılar.

Netice olarak, paracı toplumda yaşamak için lüzumlu olan gelirin istihdam ile bağları giderek kopuyor ve emeklerinden başka satacak başka bir şeyi bulunmayan insanoğlu yoksulluğa ve açlığa mahkûm ediliyorlar.

Bu şekilde bir tarihsel anda dünyanın her yerinde Evrensel Temel Gelir Güvencesi talepleri giderek artıyor. Güvencesizliğin asla olmadığı kadar arttığı (ve daha da artacağı) bu yeni süreçte insanların bir insanlık hakkı olarak gelir güvencesine haiz olmaları gerektiği vurgulanıyor.

Temel Gelir Güvencesi yalnız koruma amaçlı değil

Temel Gelir Güvencesi (TGG), yalnız artan yoksulluğa, gelir bölüşümü adaletsizliğine ve açlığa karşı emekçi halkları korumak için tasarlanmış bir vasıta değil.

Hem de insanların hayatlarını iyileştirmek, kendilerine nitelikli süre bırakmak, onları güçlendirmek ve geleceğe daha umutla bakabilmelerini sağlayabilmek için de kullanılabilecek bir vasıta. 

TGG ek olarak, hem üretimdeki etkin işçi sınıfını, hem işsizleri, hem de bayanları güçlendirici bir vasıta. Hem de doğadaki ortaklaşa varlıklarımızın daha azca tüketilmesine destek olabileceğinden ekoloji dostu bir program.

Keza TGG, derin ekonomik ve politik kriz dönemlerinde yoksullaşmış, gelecekten umudunu kesmiş kitlelerin aşırı sağcı ve faşist yapıların, hareketlerin peşine takılmasını önleyebilecek bir vasıta olarak da görülmeli.

Lütuf, sadaka değil, bir hak!

Temel Gelir Güvencesi bir lütuf, bağış ya da sadaka değil, insanlık hakkı. Bu sebeple her insanoğlunun (işi olsun ya da olmasın), yaşamını idame ettirebilecek bir gelir elde etme hakkı var.

Dünyanın birçok ülkesinde, bilhassa de Covid-19 Salgını sonrasında, TGG talebi artıyor. Salgınla beraber, ulusal ekonomiler daraldıkça, işçiler işi olmayan kaldıkça, hükümetler yaşam standartlarındaki erimeyi önleyebilmek için TGG içerikli programlara yöneldiler. Hollanda, Avustralya, Yeni Zelanda, Portekiz, Japonya ve İtalya Salgın süresince işçileri korumak için bu şekilde programlar üstünde çalışmaya başladılar.

Özetlemek gerekirse, ekonomik çöküntüyü ve sıhhat felaketini savuşturabilmek için, genişletilip güçlendirilmiş bir toplumsal koruma ağı ile beraber, Temel Gelir Desteği verilmesi öneriliyor. Bu tavsiye, işçilerin salgın süresince karşılaşmış olduğu güvencesizliği hafifletecek ve Salgın ile daha da artan eşitsizlikleri yumuşatabilecek bir tavsiye olarak değerlendiriliyor.

Başarı göstermiş uygulamaları mevcut

Temel Gelir Güvencesinin hali hazırda; Alaska, Kanada, Brezilya, İran (geçmişte), Hindistan, Filipinler ve Finlandiya’da başarıya ulaşmış örnekleri mevcut. İspanya Hükümeti aşamalı bir TGG programını hayata geçirme hazırlığı içinde.

Nüfusun yüzde 5’ini kapsayan ve her yoksul 5 kişiden 4’üne ulaşan (şimdilik en yoksullardan başlamış olan), ayda 500 avroluk bir gelir desteğini istihdamdan bağımsız olarak sunan Finlandiya deneyiminden de görüldüğü şeklinde, bu şekilde bir güvence işçileri tembelleştirmediği şeklinde, morallerini düzelterek, onları daha mutlu kılıyor.

Emekten yana köktencilik reformlardan biri

Temel Gelir Güvencesini,  “çalışma saatlerinin düşürülmesi”, “herkes için nitelikli ve ücretsiz kamusal hizmetlerin yaygın bir biçimde sunulması” ve “yerelden yönetilen, topluma yararlı, ekoloji dostu kamu garantili istihdam programları” şeklinde emekten yana reformların bir parçası olarak uygulamak fazlaca daha doğru bir strateji.

TGG için mevcut haklardan ya da kazanımlardan caymak zorunda değiliz. Kaldı ki bu şekilde bir tavsiye kabul edilebilir de değil.

Bu şekilde bir programın finansmanı devlet bütçesinde yapılacak değişimlerle rahatça sağlanabilir. Burada karşımıza çıkabilecek mesele kaynak yetersizliğinden ziyade tercih sorunudur. Bütçeyi emekten ve halktan yana kullanma tercih edildiğinde TGG için ihtiyaç duyulan kaynak sağlanabilir.

Finansman deposu kamu bütçesi

Bütçenin harcamalar boyutuyla ilgili olarak; toplumsal bir yarar sağlamayan, insanı güçsüzleştiren, ekoloji ve barışı yok eden aşırı güvenlik harcamalarının asgariye indirilmesi, israf niteliğindeki devlet harcamalarına ve büyük ana paraya verilen mali desteklere son verilmesi, KOİ projeleri sebebiyle bütçeden büyük müteahhitlere meydana getirilen ödemelerin durdurulması derhal yapılabilecek düzenlemelerdir.

Bütçenin gelirler tarafında ise;  toplanamayan, affedilen ana para vergilerinin toplanması, bu yıl miktarı 231 milyar lirayı bulacak olan ana paraya dönük vergi muafiyet, kural dışı ve indirimlerinin sonlandırılması, üst gelir gruplarının vergi oranlarının ve kurumlar vergisi oranının yükseltilmesi, kıymetli arazi vergisi, rant vergisi, en zenginlerden alınacak bir artan oranlı servet vergisi ve son olarak Merkez Bankası araçları ve kaynaklarının TGG finansmanı için de kullanılması (halk için miktarsal kolaylaştırma) kalıcı, etkin ve adil bir finansman yoludur.

Kati çözüm değil, fakat…

Temel Gelir Güvencesi emekçilerin karşı karşıya kalmış olduğu; başta emek sömürüsü, fena emek verme koşulları, işsizlik ve yoksulluk şeklinde sorunları çözebilmek için tek başına kafi bir vasıta değil. Zira bu problemler sistemik problemler. Paracı sistem. değişmediği sürece emekçilerin bu sorunları kalıcı olarak çözüme  kavuşturulamaz.

Sadece bugünden yapılacak işler de var: Sömürüyü azaltacak, emekçiyi ve hanımı güçlendirecek, doğayı koruyacak, yaşamı iyileştirecek adımlara gerekseme var. Temel Gelir Güvencesi bu adımlardan biri ve konjonktürel olarak en acil olanı.

Talep toplumsallaştırılmalı, politikleştirilmeli

Bu yüzden de, emekten, halktan, demokrasi ve özgürlüklerden yana politik hareketler, emek, ekoloji, hanım ve gençlik örgütleri halkla direkt bağ kurabilmek için bu şekilde bir talebi toplumsallaştırmalı, politikleştirmeli ve yapılabilir bir program olarak bunu halkın önüne koyup, gerçekleşmesi için hep beraber savaşım etmelidirler.

(*) Bu metin 2 Mart 2021 tarihinde meydana gelen “Temel Gelir Güvencesi Yaşatır” kampanyasında yaptığım konuşma metnidir.


Okumaya devam et.

Facebook

Popüler

Python örnek projeler deneme bonusu veren siteler