Connect with us

Gündem

İbrahim Kalın’dan ‘Boğaziçi’ açıklaması – Son Dakika Haberleri İnternet



Prof. Dr. Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğüne atanmasına ilişkin tepkiler ve sonrasında yaşanmış olan tartışmalarla ilgili sual üstüne Kalınca, üniversitelerde rektör atama sisteminin son 2 senedir Cumhurbaşkanı tarafınca yapıldığını söyledi. Kalınca, rektörlerin geçmişte de cumhurbaşkanları tarafınca atandığına işaret ederek, seçim yapılırken de nihai olarak seçim sonuçlarının cumhurbaşkanının önüne gittiğini ve cumhurbaşkanının takdiriyle bir rektör atamasının yapıldığını hatırlattı. Dünyanın değişik devletlerinde seçimlerin yapıldığı sistemler bulunurken, direkt atama yöntemiyle görevlendirmelerin yapıldığı modellerin de bulunduğunu aktaran Kalınca, Türkiye’de rektörlük seçimleri modellerinin bir dönem denendiğini sadece bunun kendine bakılırsa birçok kusurlarının ortaya çıktığını söylemiş oldu.

Kalınca, üniversitelerde seçim yapılmasıyla ilgili kampanyaların üniversiteleri gereksiz yere politize eden, bölen kampanyalara dönüştüğünü dile getirerek, şunları kaydetti:

“YENİ SİSTEMDE BÜTÜN REKTÖRLER BÖYLE ATANIYOR”

“Dönem dönem sayısal olarak dile getirilen şikayetlerden bir tanesi, sosyal bilimcilerin özellikle tıpçılara karşı hiçbir şanslarının olmadığıydı. Bugünkü modele geçilmesinin temel sebebi de üniversitelerdeki seçim sistemi tartışmalarını bir kenara koymaktı. Bir taraftan baktığınızda daha demokratik, daha katılımcı, daha doğru gibi görünüyor ama mahsurlarını dikkate aldığınız zaman üniversiteleri gerçekten gereksiz yere politize eden bütün bu kampanya öncesi, sonrası, bir rektör seçildikten sonra yaşananlar, kadrolaşmalar… Bu tartışmaların önünü, sonunu göremediğiniz başka bir furyanın içine giriyordunuz.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın burada yasalar çerçevesinde bir takdirde bulunduğunu özetleyen Kalınca, “YÖK belli isimler getirdi, o da onların içinden bir tanesini seçti. Şimdi bu itirazı yapan öğrenciler ve onlara destek veren diğer çevreler, ‘Biz rektöre değil bunun atama usulüne karşı çıkıyoruz’ diyorlar. Yeni sistemde bütün üniversitelere rektörler böyle atanıyor. Vakıf üniversitelerinde, özel üniversitelerde onların önerdiği isim tercih ediliyor ama devlet üniversitelerinde, kamu kaynakları kullanan bir üniversitede rektörün cumhurbaşkanı tarafından atanması mevcut uygulamayı ifade ediyor.” diye konuştu.

“TARTIŞMALAR BAŞKA YERE KAYDI”

İbrahim Kalınca, geçmişte seçim kanalıyla meydana getirilen atamalarda üniversitelerde kutuplaşmanın yaşandığını belirterek, “Gerçekten üniversitenin akademik, bilimsel enerjisini siyasal alana kaydıran, çekişmelere ve başka tartışmalara kaydıran bir modeldi o model. Burada 2-2,5 yıldır rektörler böyle atanıyor. Burada ‘Boğaziçi’ne istisna yapın’ demek de herhalde makul bir talep olmayacaktır.” dedi.

Tartışmaların hemen sonra başka bir yere kaydığına dikkati çeken Kalınca, şu şekilde konuştu:

“Maalesef bir siyasi parti bunu kendi siyasi meselesi haline getirmeye çalıştı. İl başkanı üzerinden vs. konu, parti siyasetine dönüştürüldü. Buna da doğal olarak tepki geldi. Burada rektörün yetkinliği tartışılmıyor usul tartışılıyor, bu şekilde atanması doğru değildi deniliyor. Ben de diyorum ki mevcut yasalar içinde atamalar zaten böyle yapılıyor şu anda. Bu da bir tecrübeye dayalı olarak tercih edilmiş bir sistem.”

“REKTÖRÜN PERFORMANSINA BAKIP BUNUN ESAS ALINMASI GEREKİR”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalınca, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

“Buradaki tartışmanın, rektör atanması meselesinde Cumhurbaşkanının bir yetkisinin sorgulanması, bunun tartışmaya açılması noktasına getirilmesi, siyaset açısından da üniversite açısından da sağlıklı bir durum değil. Özellikle de bir partinin bunu politize edip kendi siyasi gündemine eklemlenmeye çalışması Boğaziçi Üniversitesine de oradaki öğrencilere de haksızlık.”

“Meseleye nasıl bir çözüm bulunabilir?” sorusuna yapılması ihtiyaç duyulan şeyin rahat olduğu yanıtın veren Kalınca, rektörün performansına bakılıp bunun esas alınması icap ettiğini altını çizdi. Kalınca, “Burada usul tartışmaya açıldığında yani ‘Bu yetkiyi kullanamazsın’ tarzı bir siyasi çıkış ki maalesef bu siyasi partinin, CHP’nin yaptığı bu oldu. Ondan dolayı mesele bu kadar büyüdü. Konu ile ilgisi, alakası olmayan bir kesimler tartışmaya girdiler, gittiler oraya öğrencilere destek vermek adına başka bir siyasi gündemle oraya yöneldiler ve mesele bir üniversite, rektör, akademik standart, seviye vb. şeylerden çıktı başka bir siyasi alana kaydı. Tam da bunun olmaması gerekiyordu zaten. Bir siyasi parti bunu böyle politize ettiğinde üniversite ortamına huzur getiriyor mu? Üniversitenin akademik, ilmi, bilimsel çalışmalarına katkı sağlıyor mu?” değerlendirmesini yapmış oldu.

Protestolar esnasında “Kayyum rektör istemiyoruz” sloganına ilişin görüşü sorulan Kalınca, Rektör Prof. Dr. Melih Bulu’nun buna oldukça makul, uygar ve demokratik bir halde cevaplar vermeye çalıştığını açıkladı. Kalınca, Bulu’nun öğrencilerle konuşmaya çalıştığını belirterek, “Ama şimdi ‘Benim dediğim olacak, sen kayyum rektörsün’ diye bir şey dayattığınız zaman da mevzu başka bir yere kayıyor.” dedi. Bir üniversite rektörünün yalnız o üniversiteden atanması gerektiğine ilişkin dünyanın hiçbir yerinde, üniversitesinde bu şekilde bir kuralın olmadığını aktaran Kalınca, bazı teamüller öyleki olmuş olabilir fakat bunu bir hukuki umre haline, kaide haline getirilmemesi icap ettiğini söylemiş oldu.

“CHP İSTANBUL İL BAŞKANI ÜZERİNDEN KONU SİYASALLAŞTIRILDI”

Kalınca, Cumhurbaşkanının da önüne gelen dosyaları incelediğini dile getirerek, herhangi bir üniversiteye rektör olacak kişinin bilimsel nitelikli birikimine, yöneticilik tecrübesi ve öteki yönlerine baktığını aktardı.  Mevzunun başka bir zemine kaydırıldığını vurgulayan Kalınca, sözlerini şu şekilde sürdürdü:  “Üniversiteli öğrenciler, akademisyenler kendi dinamikleri çerçevesinde, kendi tartışma zeminleri içinde bu konuyu devam ettirselerdi belki daha sağlıklı bir tartışma zemini olacaktı ama konu politize edildi, siyasallaştırıldı, özellikle CHP İstanbul İl Başkanı üzerinden konu siyasallaştırıldı ve tartışma, oraya gidip bir meşru cumhurbaşkanının kullandığı bir yetkinin sorgulanması meselesine dönüştü.”

“ÜNİVERSİTELERİN ÇOK DAHA FAZLA KATKI VERMESİNİ BEKLERİM”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalınca, üniversitelerin yeteri kadar üretmemesini eleştirdiğini ifade ederek, “Bu, bugünün konusu değil, son 10 yılın, 15 yılın, 20 yılın, AK Parti iktidarlarının konusu değil. AK Parti iktidarları döneminde Cumhurbaşkanımız üniversite sayılarını, imkanlarını, kampüs olanaklarını, kadroları artırdı. Yani akademinin, üniversitenin ihtiyaç duyduğu araçları onlara temin etti. Bundan sonrası akademinindir.” diye konuştu.

Üniversitelerin bilimsel araştırmaya odaklanarak dünya genelinde emek harcama halletmeye başladığında bunun her yerde karşılık gördüğünü belirten Kalınca, “Türkiye bu kadar büyük sosyolojik, siyasal değişimler geçiriyor, bölgesinde bu kadar kritik roller üstleniyor. Sağlıktan mühendisliğe, çevre sorunlarından şehirciliğe kadar birçok alanda bilimsel veriye ihtiyaç duyduğu bir dönemde, ben üniversitelerin çok daha fazla katkı vermesini beklerim bu süreçlere, karar vericilere, politika yapıcılara.” dedi.

“CUMHURBAŞKANLIĞI YETKİSİNİ SAYIN RECEP TAYYİP ERDOĞAN’ VEREN MİLLETTİR”

İbrahim Kalınca, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik sözleri üstüne şunları söylemiş oldu:

“Kılıçdaroğlu’nun ‘sözde cumhurbaşkanı’ ifadesi son derece tehlikeli bir ifadedir. Bu, seçilmiş bir cumhurbaşkanının meşruiyetini tartışmaya açmaktır. Bu, bir kere Cumhurbaşkanı’na son seçimlerde oy veren yüzde 52,5 yani neredeyse 26-27 milyon insana bir saygısızlıktır. Milli iradeyi yok sayan bu tür yaklaşımlar, cumhuriyete ve demokrasiye karşı bir tehdittir, bir tehlikedir. Siz seçilmiş, görevinin başında olan, kanunlar, kurallar çerçevesinde görevini icra eden meşru cumhurbaşkanına ‘sözde’ yani ‘meşruiyeti olmayan’ yaftasını vermeye çalışırsanız, çok ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyayız demektir, muhalefet adına da. Muhalefetin demokrasiyi, millet iradesini sindiremediği, özümseyemediği anlamına gelir bu. Cumhurbaşkanının politikalarını beğenmeyebilirsiniz, eleştirebilirsiniz, bu ayrı bir şey ama meşruiyetini bu şekilde sorgulamaya açmaya çalışırsanız, gayret ederseniz, demokrasiyi zedelersiniz, yaralarsınız. Bu da maalesef CHP’nin geçmişinde bulunan bir takım şaibeli dönemleri akla getirir. Son günlerde, son dönemlerde darbe imaları konuşuldu. İster istemez darbe karşıtı olan herkes bunlara da tepki gösterdi. Tekrar bu tür şeyleri akla getirmeye başlar. Meşru, seçilmiş, seçimle işbaşına gelmiş bir cumhurbaşkanının görevini, yetkisini, konumunu, makamını bu şekilde sorgulamaya kalkarsanız, ‘sözde’ veya benzeri ifadelerle, sakil ve kerih ifadelerle, buradan demokrasimiz, cumhuriyetimiz zarar görür. Bunlar son derece tehlikeli ifadeler ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun bunu düzeltmesi gerekir. Bu mantıkla gidecek olursak Meclis’in meşruiyetini de sorgulamaya başlarsınız, Kılıçdaroğlu’nun meşruiyetini de sorgulamaya başlarsınız, bunun sonu gelmez. Milletin iradesine saygısızlıktır bu her şeyden önce.” 

Bu şekilde bir yaklaşımın demokratik siyasette yeri olamayacağını dile getiren Kalınca, “Bu tartışmanın veyahut kendince meydan okumanın, sorgulamanın yapılacağı yer sandıktır. Sandığa gittiğinizde milletten oy istersiniz, seçilirsiniz, ondan sonra rakibinizi alt ettiğinizi söylersiniz. Seçilmiş, seçimle iş başına gelmiş bir cumhurbaşkanına, 26 küsur milyon insanın oy verdiği bir cumhurbaşkanına siz ‘sözde cumhurbaşkanı’ diyemezsiniz, onun meşruiyetini tartışmaya açamazsınız. Siz o makamda da değilsiniz, öyle bir yetkiniz de yok. Cumhurbaşkanlığı yetkisini Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a veren millettir ve bunu muhakeme edecek kişi de Sayın Kılıçdaroğlu değildir.” ifadelerini kullandı.

“DEMOKRATİK REFLEKSİN HAREKETE GEÇMESİ GAYET NORMAL”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalınca, “Darbe konusu Türkiye’nin gündeminde midir?” sorusunu şu şekilde yanıtladı:

“Türkiye’de darbeler dönemi sona ermiştir. Millet bunu 15 Temmuz’da çok net bir şekilde göstermiştir. Hala bu darbe meselesini gündemde tutmaya çalışan ve bunun üzerinden bir takım imalarda bulunan, kendilerince siyaset yapmaya çalışan belli kesimlerin olduğu da bir gerçek. Darbeden ziyade darbe lobiciliği yapan, adeta darbe pazarı kurmaya çalışan belli kesimler var. Bu konularda açıklama yapan kişileri görüyoruz, bazen bir kişi olabiliyor, bazen bir grup olabiliyor, bazen bir grubun yahut bir partinin temsilcisi olabiliyor. 2021 yılına girdiğimiz günlerde birisi çıkıp bu açıklamayı yapıyorsa, insanların buna tepki göstermesinden daha doğal ne olabilir? Yahut ’27 Mayıs darbesi şunlar olsaydı aslında olmazdı.’ demek geriye doğru, aslında ‘Darbe sivillerin suçudur, onlar şunları yapsalardı askerler müdahale etmeyecekti gibi.’ bir okumayı beraberinde getiriyor.”

İlker Başbuğ’un açıklamasına ilişkin olarak da Kalınca, “Bir siyasi analiz yaparken de geçmişe dönük analizlerin de bugünün siyasetiyle çok iç içe geçtiğini göz ardı etmemek lazım. Sayın Başbuğ’un böyle bir niyeti olmamış olabilir, darbeye zemin hazırlayacak bir yaklaşım ortaya koyma niyetiyle bunu söylememiş olabilir. Ama bizim demokrasimiz o kadar kırılgan süreçlerden geçti ki… Bunları yaşamış bir ülke olarak ister istemez birileri bu dönemleri çağrıştıracak bazı ifadeler kullandığında demokratik refleksin harekete geçmesi gayet normal.” diye konuştu.

Kalınca, şu şekilde devam etti:

“Amerikan Kongresini basan o güruh siyasiler tarafından nasıl tarif edildi? ‘Bu bir darbe girişimidir.’ dediler. Amerikan Kongresini ele geçirmeye çalışmak bir kalkışmadır. Orada tanklar, uçaklar harekete geçip Amerikan Senatosunu bombalamadı, yüzlerce insan ölmedi, meclis bombalanmadı veyahut başkanın canına kast eden bir hareket olmadığı halde bir grup insan -ki korkunç bir şey herhangi bir demokrasi için çok kötü görüntülerdi- Amerikan Kongresine girince ‘Bu bir darbe girişimidir.’ diye ifade ediliyorsa, bizim yaşadıklarımızı bir kıyaslayın. Amerika’daki birçok kişi Türkiye’de yaşanan 15 Temmuz darbesine darbe bile diyemedi. Amerikan Kongresine bir grup insan girip oraya buraya saldırıp vandalizm yaptığında kendilerince ‘Bu seçim sonuçlarını kabul etmiyoruz, seçimi çaldınız.’ dediğinde buna darbe diyor. Bunları yan yana bir koyun. Burada demokratik refleksin harekete geçmesi normal. 15 Temmuz’dan sonra ben Türkiye’de tekrar, milletin bu iradesi diri olduğu, bu bilinci yerinde olduğu müddetçe bir darbe ihtimalini görmüyorum. Milletimiz, 15 Temmuz’da darbecilere nasıl cevap verdiyse, bundan sonra bu yola tevessül edecek kişilere de zikri, fikri, pozisyonu, apoleti, siyasi kimliği ne olursa olsun gerekli cevabı mutlaka verecektir.”


Okumaya devam et.
Yorum için tıkla

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

Dev operasyonda flaş detaylar… En çok izlenen filmlere reklam vermişler


class=”cf”>

İl Güvenlik Müdürlüğü Siber Suçlarla Savaşım Şube Müdürlüğü’ne bağlı ‘sanal devriye’ ekipleri, KKTC üstünden yasa dışı bahis oynatıldığı suç duyurusu üstüne harekete geçti. Polis, savcılıktan alınan izinle şüphelileri saptamak için teknik ve fiziki takip başlattı. 6 ay devam eden takip sonucu şüphelilerin organize hareket ettikleri ve kabahat örgütü oluşturdukları, teşkilat liderinin İbrahim D., yöneticilerinin Murat S., Fatih Nevzat B. ve Yunus Emre U. bulunduğunu belirlendi. Polis ekipleri adları belirlemesinin peşinden 2 Mart Salı günü şafak vakti Adana merkezli Osmaniye ve İzmir’de operasyon düzenledi. 72 şüphelinin adreslerine eş zamanlı baskın icra eden polisler, 7’si hanım, 62 kişiyi gözaltına aldı. Adreslerinde bulunamayan 10 kişinin yakalanması için emek harcamalar sürerken, şüphelilerin 3’ünün evinde 73 bin lira ve 100 Euro, 2 tabanca, 1 uçaksavar mermisi ve oldukca sayıda dijital araç-gereç ele geçirdi.

Dev operasyonda flaş detaylar... En çok izlenen filmlere reklam vermişler

class=”cf”>

EMNİYETE ÇAĞRILINCA ŞAŞIRDILAR

Kabahat örgütünün, aralarında üniversite talebesi, ev bayanı ve işsizlerin de bulunmuş olduğu 86 kişiye ilişkin 199 banka hesabını, bin 350 lira maaş karşılığı kiraladığı belirlendi. Sorgulanmak suretiyle emniyete çağrılan şüphelilerin 6 aylık hesap hareketlerinin 87 milyon 300 bin lira olduğu belirlendi. Şüphelilerden A.K.’nin hesap hareketliliğinin 3 milyon, I.K.’nin 8 milyon, U.S.‘nin ise 5 milyondan liradan fazla olduğu öğrenildi. Ekipler, bu şüpheliler üzerinden 6 ayda 87 milyon 300 bin lira paranın çete liderine aktarıldığını tespit etti. Şüphelilerin emniyetteki sorgularında, hesaplarında 6 ayda milyonlarca lira olduğunu öğrenince şaşırıp, bu kadar para olduğunu bilmediklerini söylediği öğrenildi.

3 BİN LİRA MAAŞLI TRANSFER GÖREVLİSİ

class=”cf”>

Ayrıca, hesaplarda biriken paraların 15 bin TL tutarına ulaşınca, banka tarafından fark edilmemesi için başka hesaplara transferini yapması amacıyla 3 bin lira maaş verilerek transfer görevlisi kiralandığı tespit edildi. Transfer görevlisinin, yakalanmamak için ATM yerine mobil bankacılık sistemiyle paraları bir üst hesaba aktardığı belirlendi.

Dev operasyonda flaş detaylar... En çok izlenen filmlere reklam vermişler

EN ÇOK İZLENEN FİLMLERE REKLAM VERMİŞLER

Şüphelilerin, müşteri bulmak için yine internetten faydalandıkları, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) üzerinden oynatılan bahis sitesi adıyla internette en çok izlenen filmlerin linklerine reklam verdiği öğrenildi. Polis vatandaşların bu reklama tıkladığında canlı bahis oynama imkanı bulduğunu ve anlık olarak hangi maça bahis yapılacağının öğrenilip, bahis oynatıldığını tespit etti.

22 KİŞİ TUTUKLANDI

Emniyetteki işlemleri tamamlanan 23’ü özgür bırakıldı, 39 şahıs ise adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkarılan şüphelilerden 22’si tutuklanırken, 10’u adli denetim şartıyla olmak suretiyle ötekiler ise tutuksuz yargılanmak suretiyle özgür bırakıldı.

 


Okumaya devam et.

Gündem

‘Denetim sıfır; yeni facialar kapıda’



Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın 2020 yılı Etkinlik Raporu, demiryolu ulaşımıyla ilgili fazlaca sayıda güvenlik tedbirini de içeren hedeflere ulaşılamadığını ortaya çıkardı.

Rapora gore, demiryolu ulaşımının güvenliğinin sağlanması, taşımacılık işlemlerinde seyir, can ve mal emniyetinin artırılması amacıyla meydana gelen program hedeflerinin yanından bile geçilemedi.

Oldukca sayıda ölümlü kazanın yaşandığı demiryollarında, denetimsizlik sürüyor. Bakanlığın Etkinlik Raporu’na gore, bakımdan görevli müessese ve birimlere dair hedeflenen 10 denetimden bir tanesi bile yapılmadı. Raporda, demiryolu ulaşımında, taşımacılığın seyri, can ve mal emniyetinin artırılmasının sağlanmasına yönelik belirlenen dört denetim hedefinin dördüne de ulaşılamadığı ifade edildi.

BirGün’den Hüseyin Şimşek’in haberine gore, raporda, “Tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgını sebebiyle öngörülen hedeflere ulaşılamamıştır” denildi. Demiryolu sektöründe etkinlik gösteren işletmeler ile güvenlik yönetim sisteminin emek verme durumu ve makinistlerin denetimi geçen yıl gerçekleştirilemedi. Demiryolu yenileme ve bakım, onarımı meydana getirilen hat uzunluğu yalnız 29 kilometrede kaldı. 315 kilometrelik yolda ise herhangi bir denetim yapılmadı.

COVID-19 BAHANESİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, Ulaştırma Bakanlığı’nın itirafları ve ihmalleri ile dolu Etkinlik Raporu’nu değerlendirdi.

Salgın hastalığın AKP kongrelerine engel olamadığını sadece demiryollarında denetimsizliğe yol açtığını kaydeden Akın, şu şekilde dedi:

“Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı; kazaları engellemek için Emniyet Yönetim Sistemi’ne ilişkin bir yılda üç denetim yapmayı hedeflemiş ancak 2020 yılı içerisinde yalnızca bir denetim gerçekleştirmiş. Bakımdan sorumlu kuruluş ve birimlere ilişkin hedeflenen 10 denetimden biri bile yapılmamış.

Son yıllarda ülkemizde art arda yaşanan ve onlarca vatandaşımızın hayatını kaybettiği demiryolu kazalarında, denetimsizlik büyük etken. Ancak bakanlık hedeflediği denetimleri bile yerine getiremezken buna Covid-19 salgınını gerekçe gösteriyor. Bu durum, demiryollarında maalesef yeni kazaların yaşanmasına yönelik endişelerimizi artırıyor.”

YENİ FACİALAR KAPIDA

Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) Genel Sekreteri İsmail Özdemir ise tamamlanmamış bırakılan ya da denetlenmeyen işler sebebiyle geçmişte fazlaca sayıda ölümlü kazanın yaşandığını söylemiş oldu:

“Halkın can ve mal güvenliğini sağlamak isteyenler, sene başında yazılı olarak belirledikleri hedefleri, eksiksiz olarak yerine getirmek zorundadır. Eğer yapılmıyorsa felaketler de kaçınılmaz olur. Bu işin bahanesi olmaz. Bir an önce eksik bırakılan denetimler yapılmalı. Demiryolları, rapordan anlayabileceğimiz gibi şu an kazaların yaşanılmasının kaçınılmaz olduğu bir durumda.”

İHMAL FELAKETE NEDEN OLUYOR

> 2004’te İstanbul, Ankara seferini icra eden hızlandırılmış tren, Sakarya’nın Pamukova ilçesi civarlarında Mekece Köyü mevkiinde raydan çıkarak devrildi. 41 yolcu öldü. Kazanın uygun olmayan yolda meydana getirilen yüksek hız sebebiyle yaşandığı kaydedildi.

> 2017’de Ankara, Kırıkkale hattında ilaçlama icra eden trenin vagonu devrildi. Vagonun altında kalan işçilerden biri yaşamını yitirdi, 3 işçi yaralandı. Kazanın makas değişikliği sırasındaki bir arızadan yaşandığı ifade edildi.

> 2018’de Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde, yolcu treninin devrilmesi sonucu 25 şahıs yaşamını yitirdi, 318 şahıs yaralandı. Kazanın rayların altının boşalması ve denetimsizlikten fark edilememesi sebebiyle yaşandığı belirlendi.

> 2018’de Ankara, Konya seferini icra eden yüksek süratli tren ve aynı güzergahta yol kontrolü icra eden bir kılavuz tren, Marşandiz İstasyonu’nda çarpıştı. 6’sı yolcu, 3’ü makinist 9 şahıs yaşamını yitirdi. Kazanın sinyalizasyon sistemindeki problem sebebiyle yaşandığı ortaya çıktı.


Okumaya devam et.

Gündem

Kadıköy’de Psikolog Dr. Orhan Taruk’a silahlı saldırı!


class=”cf”>

Vaka, saat 03.30 sıralarında Kozyatağı Mahallesi Korkut Sokak’ta meydana geldi. Psikolog Dr. Orhan Taruk, evinin bulunmuş olduğu sitenin önünde eşinin yeğeni olan Şahin A. ve bir arkadaşı ile otomobile binerek ayrıldı. Dr. Orhan Taruk, binmiş olduğu otomobildeki 2 şahıs ile hemen hemen bilinmeyen bir nedenle münakaşaya başladı. Münakaşa aniden kavgaya dönüştü. Kavga esnasında Şahin A., tabancayla Hekim Taruk’a ateş etmeye başladı. Hücum sonucu ayağından yaralanan Taruk, otomobilden atlayıp koşmaya başladı. Saldırganların arkasından tabanca sıkarak kovaladığı hekim, yaşamış olduğu siteye sığınarak yaşamını kurtardı. Saldırganlar ise sitenin önüne gelmiş olarak tehdit ve küfürler savurduktan sonrasında geldikleri otomobille vaka yerinden firar etti.

Kadıköyde Psikolog Dr. Orhan Taruka silahlı saldırı

class=”cf”>

Doktorun vurulduğunu gören site görevlisi Sinan Demirci’nin suç duyurusu üstüne vaka yerine sıhhat ve polis ekipleri sevk edildi. Ayağından yaralanan ve kan kaybeden Dr. Orhan Taruk, ilk müdahale sonrası ambulansla Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Polis ekipleri ise olayın yaşandığı sokak ve site çevresinde güvenlik önlemi aldı. Vaka yeri araştırma ekibi, sokaktaki boş mermi kovanlarını muhafaza altına alırken, çevrede detaylı arama yapmış oldu.

SİTE GÖREVLİSİ, O ANLARI ANLATTI

Silahlı saldırıyı görüp sıhhat ve polis ekiplerine haber veren site görevlisi Sinan Demirci, vakası, “Orhan Bey, bizim daire sakini. Geldi, dışarı çıktı. Sonra siyah bir otomobil geldi, bindi gittiler. Sonra 50 metre ilerde silah sesi duydum. Hemen çıktım baktım, Orhan Bey, buraya doğru koşa koşa geliyor. Adamlar da peşinden birkaç tane attılar. 2 kişilerdi. Bir tanesi sonra silahla uğraştı, tutukluk yapmış gibi. Orhan bey, koştu içeri girdi. Polisi arıyorum dedim, “ara” dedi. Baktım adamlar geliyor buraya doğru, Orhan Bey, evine gitti. Ben de kapıyı örttüm. Geldiler buraya, gitti dedim. Ama adamlar burada sürekli küfrediyorlardı. Sana soracağız falan dediler. Sonra adamlar giderken yerleri kontrol ettiler, gördüm onları. Siyah bir otomobildi plakasını alamadım, bastılar gittiler” şeklinde söyledi.

Öte taraftan, vakayla ilgili soruşturma başlatan polis, kaçan zanlıları yakalamak için çalışmalarını sürdürüyor.


Okumaya devam et.

Facebook

Popüler

Python örnek projeler deneme bonusu veren siteler