Connect with us

Gündem

Gelirin sadece en altını değil, en üstünü de konuşalım


Prof. Dr. Mustafa Durmuş – Asgari Ücret Tespit komisyonu 15 Aralık’ta ikinci toplantısını da yapmış oldu. Geriye iki toplantı kaldı. Bu senenin sonuna kadar bu toplantılar tamamlanacak ve gelecek yıl için geçerli olmak suretiyle 10 milyonu aşkın işçiyi direkt, onlarca milyon insanı da dolaylı olarak etkileyecek olan yeni asgari ücret belirlenmiş olacak.

Enflasyonu düşük göstermek yetmiyor, yoksulluğun da bittiği (!) söylenmeli

Eski yıllarda bu rakamı aşağı çekmek için enflasyon oranları düşük gösterilirdi. Bu yıl da bu geçerli, sadece enflasyon resmi olarak dahi artmaya devam ettiğinden işçilerin ücret talebini asgaride tutabilmek için başka gerekçeler bulmak lazım. 

Bunun için resmi ağızlardan “ülkede yoksulluğun bitirildiği” açıklamaları yapılıyor. Bu açıklamalar, üstelik Covid-19’un daha da artırdığı yoksulluk gerçeği, bedenlerine “aş ve iş” talebini kazıyarak intihar eden bir işi olmayan emekçi, işi olmayan kalmış olduğu için hayatına kıyan bir müzisyen örneğinde olduğu şeklinde toplumsal medyaya yansıyan acı örneklere karşın yapılıyor.

Yoksul babasından kibirli seçkinliğe yükseliş

Özetlemek gerekirse “garip gurebanın, fakir fukaranın” hakkını savunduğunu söyleyerek iktidar olan neo liberal- neo otoriter seçkinlerin, makyajlarının silinerek büyük patronların çıkarlarının açıktan savunucusu haline geldiği bir dönemden geçiyoruz.

Peki, bizleri temsil ettiğini ileri devam eden siyasal partiler ve işçi sendikaları bu durum karşısında ne yapıyorlar? 

İktidar ortağı MHP asgari ücretin (enflasyonun da, açlık sınırının da altında duracak bir halde) net 2,517 TL olmasını önerirken, Mutluluk Partisi bunun 2,900 TL,  İYİ Parti 3,000 TL, CHP 3,100 TL, Gelecek Partisi 3,300 TL ve HDP 4,000 TL olmasını talep ediyor.(1)

Tavsiyeler sınıfsal tercihleri açığa çıkartıyor

Partilerin önerilmiş olduğu asgari ücret sayıları, ana para sınıfı ile kurmuş oldukları ya da oluşturmak istedikleri ilişkiyi gösterircesine yelpazenin Sağ’ından Sol’una doğru artarak gidiyor. 

Mesela MHP dört kişilik bir ailenin açlık sınırında bir ücret (2,517 TL)  önerirken, Mutluluk Partisi zam önermiyor sadece mevcut asgari ücretten gelir vergisi alınmamasıyla net ücretin 2,900 TL’nin üstüne çıkacağını söylüyor. Senelerce mevcut iktidarın iktisat politikalarını yürütmüş olan Babacan başta olmak suretiyle bazı eski AKP’lilerin kurduğu DEVA Partisi mevcut asgari ücretin Çin’dekinden bile düşük bulunduğunu belirtmekle yetiniyor.(2) Kısaca şu ana kadar her hangi bir somut öneride bulunmuş değil. Bu da Partinin ana para sınıfına bakışının ve onunla ilişkilenme biçiminin bir sonucu olsa gerek. Açık ki sermayeyi küstürmek istemiyor. 

Devleti ve sermayeyi işçi sınıfı dâhil tüm toplumun üstünde tutan bir geleneğin devamı olan Gelecek Partisi, İYİ Parti ve CHP’nin önerileri de bu ideolojileriyle uyumlu. 

Bu bağlamda, ana para ve devlete bakışları ve bu yöndeki pratikleri öteki partilerden değişik olan, programlarında ülkedeki halkların çıkarlarını öncelediğini ileri devam eden (3) HDP’nin en yüksek rakamı önermesi sürpriz değil.

“Sarı” bile olamayan sendikalar suskun 

AKP iktidarları döneminde net bir şekilde ana para ve iktidarın yanında saf tutan HAK- İŞ her hangi bir sayı önermeyerek, muktedirden “hesap yaparken yılsonu enflasyon oranını esas almasını” istiyor.(4)  TÜRK- İŞ ise her hangi bir sayı önermiyor, ilkin işveren ve devletin önerisini görmek istediğini söyleyerek (5) zamana oynuyor.

Ülkenin üçüncü büyük işçi sendikası konumundaki DİSK ise asgari ücretin net 3,800 TL olmasını talep ediyor. Bunu yaparken kendi bünyesinde yaptırdığı bir araştırmayı dayanak olarak gösteriyor.

DİSK’in talebi kayıpları karşılamaktan uzak

Bu araştırmaya nazaran;  “1978’de kişi başına milli gelirin yüzde 3,4 üzerinde olan asgari ücret, aradan geçen 42 yılda kişi başına milli gelirin yüzde 40 altına düştü. Eğer asgari ücret kişi başına gelire paralel olarak artsaydı, brüt asgari ücretin 2020 yılında 2.943 TL değil, 4.995 TL olması gerekiyordu. 2003 yılında asgari ücretin yıllık tutarı ile 25 Cumhuriyet altını alınabilirken, 2020’de sadece 10 altın alınabiliyor. 2016’da 430 dolara yükselen asgari ücret Ocak-Kasım 2020 ortalama döviz kurlarına göre 336 dolara geriledi”. (6)

Özetlemek gerekirse araştırma, işçi sınıfının ulusal gelir artışından almış olduğu payın devamlı düştüğünü, yükselen döviz kurlarıyla da işçilerin hızla yoksullaştığını ortaya koyuyor (kaldı ki TÜİK’in son ekonomik gelişme verilerine nazaran, işçiler bu senenin üçüncü çeyreğinde, önceki çeyreğe nazaran, ulusal gelirden 3 puan daha azca hisse aldı ve payları yüzde 29,9’a düştü). 

Buradan hareketle de DİSK,  2021 yılı için asgari ücretin minimum net 3,800 TL olmasının (şu ana kadarki kayıpları karşılamasa da) yerinde ve haklı bir talep bulunduğunu ileri sürüyor.

Bir haneye iki asgari ücret girmiyor, girse bile hane yoksulluk sınırının altında kalıyor

Öteki taraftan, TÜRK-İŞ Kasım ayında 4 kişilik bir ailenin açlık sınırının 2,517 TL ve yoksulluk sınırının 8,198 TL bulunduğunu deklare etti.(7)  Internasyonal Emek harcama Örgütü (ILO) ise asgari ücret belirlenirken; işçilerin ve ailelerinin ihtiyaçlarının, ülkedeki genel ücretlerin düzeyinin, yaşam maliyetlerinin, toplumsal güvenlik/yardım ödemelerinin ve öteki toplumsal grupların göreli yaşam standartlarının dikkate alınması icap ettiğini vurguluyor.(8)

Keza Covid-19 salgınının emek piyasasını oldukca kötü vurmuş olduğu bir gerçek. 10 milyonu kabul eden işi olmayan ve tamamlanmamış çalışan sayısı dikkate alındığında bir haneye iki asgari ücretin girmesi oldukca zor. Kaldı ki bu gerçekleşse dahi 3,800 TL’lik tavsiye haneyi yoksulluk sınırından çıkartmıyor. 

Eğer, raporda vurgulandığı şeklinde,  asgari ücretten beklenen amaç işçileri Covid-19’un niçin olduğu zarardan, yoksullaştırıcı etkilerinden korumaksa bu talep bunu karşılamaya yetmez. 

Özetlemek gerekirse Covid-19 gerçeği DİSK’in talebini daha yüksek tutmasını gerektiriyor. Ya da ücret gelirinin istihdamla bağının giderek koptuğu bu şekilde bir dönemde Her insana Temel Gelir şeklinde araçların işçi sınıfı perspektifinden iyi mi politikleştirilebileceği üstünde düşünülmeli.

Asgari ücret mücadelesi emek sömürüsünü azaltma mücadelesidir

Kaldı ki asgari ücret meselesinin aslolan mühim kısmı emek sömürüsüyle ilgili. Bundan dolayı asgari ücret bir yıl süresince işçi sınıfının yarattığı değerin ne kadarının kendisinden artı kıymet sömürüsü (kâr, faiz, vergi vb) biçiminde alınacağına karşı verilen bir savaşım aracı olmak zorunda. Ne kadar yüksek net asgari ücret o denli azca artı kıymet sömürüsü demek. Kısaca bu savaşım derslik mücadelesinin en somut, en net biçimlerinden biri. Sendikaların da aslolan görevi bu sömürüyü azaltma mücadelesi vermek değil mi? 

Keza asgari ücret artışı genel ücret düzeyini ve bunun artışını da etkiliyor. Bu yüzden, asgari ücret bir tek asgari ücret civarında ücret alanları değil, tüm ücretli çalışanları ve aileleriyle beraber on milyonlarca yurttaşı ilgilendiren bir mevzu. Ek olarak toplumsal güvenlik primlerinin alt ve üst sınırı asgari tutara bağlı olarak belirleniyor. İşsizlik ödeneklerinden, emekli aylıklarına kadar pek oldukca ödeme asgari ücret düzeyinden etkileniyor. Bilhassa salgın döneminde büyük ehemmiyet taşıyan kısa emek verme ödeneği de asgari tutara oranla hesaplanıyor.

Son olarak, asgari ücret devletimizde giderek averaj tutara dönüşmüş durumda. Öyleki ki asgari ücretin yüzde 20 fazlası ve altında ücret alan işçilerin sayısı 9,7 milyon. Tüm ücretli çalışanların yüzde 50’ye yakını bu kapsamda yer ediniyor. Tüm ücretli çalışanların yüzde 64’ü ise (12,5 milyon işçi) asgari ücretin altı ile asgari ücretin bir buçuk katı içinde bir ücret elde ediyor. (9)

Verili gerçekler sendikanın elini zayıflatıyor

Durum bu ise, DİSK niçin yoksulluk sınırının da altında kalan 3,800 TL’lik bir öneride bulunuyor? Kuşkusuz Covid-19 ile beraber iyice otoriterleşen rejim, 10 milyonu kabul eden işi olmayan sayısı, son aşama kuvvetsiz konumdaki işçi sınıfı örgütleri, sendikalar, Tespit Komisyonu’nun yapısı şeklinde verili durumlar sendikayı bu şekilde bir tutuma zorluyor. Bu yüzden de uzlaşılabileceği ümit edilen en yüksek sayı talep ediliyor. 

Sınıfın gücüne hakikaten inanıyor muyuz? 

Öteki taraftan bu tutum, sınıfın eldeki nispeten en dirençli örgütü konumundaki bir sendikanın dahi ücret sendikacılığına sıkıştığını,  sınıfın enerjisini harekete geçirebilecek kuvvetli ve haklı bir ekonomik-politik bir zeminde durduğunun ve tüm topluma sunabileceği kuvvetli bir işçi sınıfı ideolojisine haiz bulunduğunun yeterince bilincinde olmadığını gösteriyor.

Ek olarak görüşmelerin sonucunda ortaya çıkacak rakamın 3,800 TL’nin oldukca altında olacağı da peşinen biliniyor? Bundan dolayı Komisyon’un bir hakkaniyet sağlama arayışı içinde olmadığı oldukca açık Bu mevzuda geçmiş yıllara bakmak kafi. Raporun da vurguladığı şeklinde, 1978 yılından bu yana gerçekleşen ekonomik gelişme adil bir şekilde tutara yansıtılsaydı şu anki asgari ücret minimum iki kat olurdu.

Örgütlü savaşım yoksa kazanım da yok!

Özetlemek gerekirse tarih bizlere müesses nizamın, işçilerin kendilerinin yarattığı değerden adaletli bir hisse alma talebini devamlı reddettiğinin, işçilerin de örgütlü bir şekilde savaşım etmeden kazanım elde edemediğinin oldukca sayıda örneğiyle dolu bulunduğunu gösteriyor.

Ek olarak ücret-fiyat ilişkisi dikkate alındığında paracı toplumda ücret artışlarının enflasyonist tesirleri de söz mevzusu. Ülkede bilhassa de yüksek döviz kurları olmak suretiyle birçok nedenden dolayı hali hazırda yüksek bir enflasyon mevcut. Böylece 3,800 TL’lik bir asgari ücretin dahi senenin ilk bir kaç ayında yüksek enflasyon karşısında erimesi kaçınılmaz olacak.  

Özetlemek gerekirse kapitalizmin devamlı durgunluk ya da kriz içinde olduğu bir dönemde bir tek ücret sendikacılığı yaparak elde edeceğimiz ücretlerin gerçek kıymetini koruyabilmek imkânsız. Bu kazanılması mümkün olmayan bir yarış şeklinde bir şey.

Ne yapmalı, neyi talep etmeliyiz?

Kapitalizmin ücretli emek sömürüsüne dayalı bir ana para birikim sistemi bulunduğunu biliyoruz. Nihai talep bu şekilde bir ücretli emek köleliğine son vermek olabilir. Sadece bu yolda ilerlerken yapılacak oldukca şey var. Ilk olarak bu tutarı tekrardan tanımlamamız gerekiyor. Emek örgütlerince çoğunlukla dile getirilmiş olduğu şeklinde bu “geçinilebilir bir yaşam ücreti karşılığı olan bir asgari ücret” olabilir.

“Geçinilebilir bir yaşam ücreti”

Geçinilebilir bir yaşam tutarı tartışması  bazı kaynaklara nazaran Antik Yunan’da  Aristo ve Platon’a, 13. yüzyılda St.T. Aquinas’a, 18.yüzyılda Adam Smith’e  ve 1890’dan bu yana Papalık Kurumuna kadar gidiyor. BM’nin Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi (1948) ve ILO Anayasası (1919) işçilerin kendilerine ve ailelerine tatminkar bir yaşam standardı sunmaya kafi gelecek bir geçinilebilir yaşam tutarı elde etmesi icap ettiğini korumak için çaba sarfediyor.  21.yüzyılın başlarında ABD’de 100 civarında belediye ve üniversitede ve hatta birçok oldukca uluslu şirkette bu şekilde bir ücretin uygulanmasına başlandı. (10)

Sadece insan onuruna yakışır bir şekilde yaşamak için bir tek bunu karşılayacak bir gelir elde etmek kafi olmaz. Buna ilave olarak insanların, temel kamusal hizmetler ya da müşterekler olarak da adlandırılan eğitim, sıhhat, barınma, ulaştırma, kontakt, web ve ısınma şeklinde hizmetlere de nitelikli ve ücretsiz bir şekilde erişebilmeleri gerekir. Bundan dolayı bu hizmetler sunulmadığında gelirin de her hangi bir anlamı kalmaz. 

Kısaca işçiler, yukarıda sayılan müştereklerimizi oluşturan kamusal hizmetlere parasız, eşit ve etkin bir şekilde erişebilmeli. Bu şekilde bir temelin üstünden besin ve dayanıklı tüketim mallarına ve öteki mallara erişimi kafi bir şekilde karşılayacak bir geçinilebilir yaşam tutarı olarak asgari ücret müzakeresi yapılabilir. 

Bu yapılırken sınıfın en oldukca ezileni konumundaki hanım işçiler ve ötekileştirilmiş öteki kimliklere mensup işçilerin bu hizmetlerden öncelikli olarak yararlanmasının sağlanması yüzlerce senelik eşitsizliği ortadan kaldırmanın bir yolu olabilir.

Asgari ücret vergi dışı tutulmalı

Bu şekilde bir ücretin her türlü vergi ve benzeri mali kesintinin haricinde tutulması gerekir. Bundan dolayı hali hazırda Türkiye’de bir işçi haftada 50 saate kadar çalışıyor. Buna karşılık haftada bir tek 36 saat çalışan bir OECD üyesi ülke işçisinden minimum üçte bir oranında olmak suretiyle daha ağır bir vergileme ve prim kesintisine doğal olarak tutuluyor.(11) Hali hazırda asgari ücretliden, ülkedeki pek oldukca meslek grubuna mensup birisinin dahi ödemediği 619 TL’lik bir Gelir Vergisi alınıyor. Ek olarak SGK kesintisi yapılıyor. 

Bugüne dek asgari ücretle çalışan işçilerden alınan gelir vergisinin miktarı ilk vergi dilimi tarifesi düşük tutularak artırıldı. Öyleki ki 2003 senesinde ilk vergi dilimi tarifesi asgari ücretin 15-16 katı iken, AKP iktidarlarında vergi dilimi tarifeleri asgari ücretten ve enflasyondan daha azca artırıldığından 2020 yılına gelindiğinde ilk vergi dilimi asgari ücretin 7,5 katına geriledi.(12)

Kuşkusuz işçi sınıfının yoksulluğunu artıran, başta KDV ve ÖTV şeklinde vergiler olmak suretiyle, dolaylı vergiler de var. Bunların da sıfırlanması gerekiyor. Bundan dolayı bu vergiler pratikte bir tek emekçiler tarafınca ödenen vergiler haline geldi.

Asgariyi konuşmak kadar azamiyi de konuşmak gerek

Öteki taraftan niçin “ücretin asgari düzeyi” tartışıldığı şeklinde, “diğer gelirlerin azami düzeyi ” de tartışılmıyor ve “ böyle gelirlere bir üst sınır konulması” talebinde bulunulmuyor? 

Bir başka deyimle, gelirin en altına sözde sınır konulurken, niçin öteki gelirlere (faiz, rant, kâr şeklinde) bir üst sınır getirilmiyor ve emekçilerle sermayedarlar arasındaki yar daha da derinleştiriliyor? 

Bu şekilde bir gelir ve servet farklılığının hem toplumsal, hem de politik olarak geniş yığınları yoksullaştırıp kuvvetsiz bırakırken, bir avuç zenginin enerjisini daha da pekiştirdiği açık değil mi?

Özetlemek gerekirse cemiyet etiği ve iyiliği açılarından gelirin asgari bir düzeyin altına inmemesi kadar, belli bir düzeyin üstüne çıkmaması da son aşama mühim. Iyi mi ki trafikte aşırı hız yasağı ya da av yasağı toplumun ve tabiatın iyiliği için gerekliyse, üst gelirlere sınır getirilmesi de cemiyet iyiliği ve toplumsal sulh için lüzumlu.(13)

Vergi oranı belli bir düzeyden sonrasında yüzde 100’e çıkartılabilir

Gelire üst sınır koymanın en kestirme yolu, vergilemeyi düşük gelirliler lehine olmak suretiyle tekrardan bölüşüm aracı olarak kullanmak. Kısaca belli bir düzeye ulaşan en üst gelirlere uygulanan gelir vergisi oranını yüzde 100’e çıkartmak. Benzer bir şekilde belli bir düzeyi aşan her türden serveti de artan oranlı bir şekilde (üst oran yüzde 100’e ulaşacak şekilde) vergilendirmek gerekir. 

Bir başka deyimle, yüksek gelirin ve servetin belli bir düzeyden sonrasına vergilemeyle kamu adına el koyup, onu toplumsallaştırmak ve toplumun ortak hizmetlerini finanse etmede kullanmak etkin ve adil bir çözüm olabilir. Bu şekilde bir çözüm, servet zenginlerinin siyasal iktidarlar üstündeki tesirini azaltarak, halkın gücünün ön plana çıkmasına ve böylece ülkenin demokratikleşmesine de katkıda bulunur.

Öteki taraftan “yeni özel sektör yatırımlarının yapılmasını önleyeceği”, “vergi kaçakçılığını teşvik edeceği” ya da “zenginlerin politik güçlerini kullanarak böyle bir vergi düzenlemesine izin vermeyecekleri” şeklinde savlardan hareketle vergileme yöntemiyle gelir ve servete bu şekilde bir üst sınır koymanın yapılabilir bir şey olmadığı ileri sürülecektir.

Gelire üst sınırın örnekleri mevcut

Ilk olarak, geçmişte bu şekilde müdahalelerin yapıldığı biliniyor. Örnek olarak 1871 Paris Komünü esnasında, kamu görevlisi olarak tanımlanan milletvekilleri, memurlar- bürokratlar ya da belediye başkanlarının maaşlarına üst sınır getirilmesi uygulaması hayata geçirilmeye çalışıldı. 1944-1964 döneminde ABD’de senelik 400,000 doların üstündeki gelirlere yüzde 90 oranında gelir vergisi uygulandı.(14) Bugün de bu bakış açısına bağlı olarak, KESK’e bağlı  kamu emekçileri sendikalarında yöneticilerin maaşları, averaj bir kamu emekçisinin maaşı kadar olabiliyor.

Ek olarak şu anki egemen fikir biçimi olan “yatırımların sadece özel firma ya da bireyler tarafından yapılabileceği” düşüncesinin piyasacı paracı üretim seçimi içinde geçerli olabilecek bir fikir bulunduğunun altını çizelim.

Topluma yararlı ve doğaya zarar vermeyen yatırımlar ve buna uygun araçlar seçilmeli

Bilhassa de ekolojiye verdiği zarar sebebiyle yatırımlar mevzusunda seçici davranmalı ve ekolojiye zarar vermeyen, bununla beraber da  cemiyet için yararlı olan yatırımlara yönelmeliyiz.

Kâr amacı taşımayan bu tür yatırımlar; işçi sınıfının denetimindeki demokratik merkezi yönetimler,  mahalli yönetimler, belediyeler, kooperatifler, mahalli meclisler, komünler ve öteki topluluk örgütlenmeleri biçiminde, yerelin öncelikleri gözetilerek demokratik bir şekilde aşağıdan yukarıya doğru planlanabilir. Buna uygun üretim, dağıtım ve bölüşüm modelleri ve araçlarıyla hem daha verimli, hem daha çevreci, hem de bölüşüm anlamında daha adil şekilde gerçekleştirilebilir.

Sendikaların oldukca güç kaybetmiş olduğu bir dönemde bu şekilde örgütlenmeler ekonominin toplumsallaştırılmasında ve demokratikleştirilmesinde dönüştürücü bir rol oynayabilirler. Kaldı ki sendikalar ve bu şekilde yapılar, örgütlenmeler birbirini dışlamazlar. Bu şekilde demokratik işçi kooperatifleri, işçi birlikleri işyerlerinin, iş mekânlarının ötesinde daha geniş topluluklarda daha iyi kök salabilirler. 

Ana para gelirlerine üst sınır konulabilmesinin politik zorluklarının bilincinde olarak, bu zorlukları aşabilmek için emekçi halkların çıkarlarını korumak için çaba sarfeden bir paradigmaya, siyasal programa, kolektif özneye ve bunu hayata geçirmeye emin bir politik iradeye ihtiyacımızın olduğu açık. Fakat ilk olarak, ana para ideolojisinin çeşitli yollarla düşüncemize ve eylemlerimize koyduğu sınırlardan kurtulmamız, kendimizi fikren özgürleşmemiz gerekiyor.

________________

Dip notlar:

  1. https://kronos34.news/tr/partilerin-asgari-ucret-teklifleri-ne-kim-ne-vaat-ediyor (5 Aralık 2020).
  2.   Agh.
  3.   https://www.hdp.org.tr/tr/parti-programi (17 Aralık 2020).
  4.   https://www.cnnturk.com/iktisat/2021-asgari-ucret-ne-kadar-olur-hak-is-asgari-ucret-icin-ne-ded (16 Aralık 2020).
  5.   https://www.ntv.com.tr/iktisat/turk-isten-asgari-ucret-aciklamasi (13 Aralık 2020).
  6.   DİSK-AR, “Salgın günlerinde asgari ücret gerçeği araştırması”, http://disk.org.tr/2020/12.
  7.   http://www.turkis.org.tr/Kasım-2020-Açlık- ve-Yoksulluk sınırı (26 Kasım 2020).
  8.   Asgari Ücret Belirleme Anlaşması (1970-No. 131 Madde 3/a,  http://www.ilo.org (17 Aralık 2020).
  9.  DİSK-AR, agr.
  10. Richard Anker , Estimating a living wage: A methodological review, Conditions of Work and Employment Programme,  ILO, 2011.  
  11. OECD, Taxing Wages 2020, OECD Publishing, Paris, https://doi.org (May 2020).
  12.   DİSK-AR, agr.
  13. Sam Pizzigati,  Greed and Good: Understanding and Overcoming the Inequality that Limits Our Lives, Rowman & Littlefield Publishers, 2004;  Sam Pizzigati , The Rich Don’t Always Win: The Forgotten Triumph over Plutocracy that Created the American Middle Class, 1900-1970, Seven Stories Press, 2012.
  14. Sam Pizzigati,  “Do We Need a Maximum Wage?”, http://inequality.org (25 September 2015).

 


Okumaya devam et.
Yorum için tıkla

Cevap bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

Aydem Yenilenebilir Enerji halka arz için SPK’ya başvurdu


Halka arzda ortaklık liderliğini Güvence Yatırım, İş Yatırım, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası ile Yapı Kredi Yatırım üstlenecek. Halk Yatırım, Vakıf Yatırım ve Ziraat Yatırım ise süreçte eş liderler olarak vazife alacak.

Türkiye’de portföyü yalnız yenilenebilir enerji santrallerinden oluşan en büyük üreticilerinden kabul edilen Aydem Yenilenebilir Enerji’nin bir çok hidroelektrik santrali olmak suretiyle 1,020 MW kurulu güçte 25 yenilenebilir enerji santrali bulunuyor. Santrallerden bazıları kamunun durağan(durgun) dolar fiyatla elektrik alım garantisi verdiği YEKDEM mekanizması tarafınca destekleniyor.

Aydem Yenilenebilir Enerji’nin halka arz süreci ile ilgili değerlendirmede bulunan Aydem Enerji CEO’su İdris Küpeli, “Sektörümüzün en büyük ve öncü oyuncularından biri olarak şirketimizin potansiyeline güveniyoruz… 2021 yılı içinde hibrit üretim tesisi yatırımlarımızla portföyümüzün çeşitliliğini artırıyoruz. Teknoloji tabanlı olarak gelişmeye devam ederek kurulu gücümüzü geçmişte olduğu gibi artırmayı hedefliyoruz” dedi.

Aydem Yenilenebilir SPK’ya halka arz için geçen yıl başvurmuştu. Mevzuya yakın bir kaynak, halka arz zamanlamasının yeniden görüşme edildiğini ve bu mevzuda yeniden görüşme edilerek başvurunun yapıldığını belirtti.

Mevzuya yakın bir kaynak halka arz için ilk olarak Ağustos ayında SPK’ya başvuruda bulunan firmanın geçen yıl salgın sebebiyle küresel anlamda halka arzlara olan ilginin azalması sonucu emek harcamayı askıya aldığını, sadece yatırımcı ilgisinin artmasıyla beraber yeniden başvuruda bulunduğunu belirtti. 

Kaynak: Reuters


Okumaya devam et.

Gündem

Evden televizyon, tül, perde ve bardaklar çalındı


Kaynarca ilçesi Şeyhtımarı Mahallesi’nde Mustafa Şenyiğit’e ilişkin eve hırsız girdi. Hırsızlar evden tv, tül, perde ve bardakları çaldı. 10 gündür evde olmayan Şenyiğit, erişince durumu fark edip polise bildirdi. Polis evde araştırma yaparak soruşturma başlattı.

Mustafa Şenyiğit, “102 ekran televizyonumu, tülü almışlar. Hanım poşette hediyelik bardak hazırlamıştı, onu da almışlar.” dedi.

 


Okumaya devam et.

Gündem

Türkmen gazının Türkiye’ye gelmesi için hazırız



bAKAN Çavuşoğlu, Türkmen gazının Türkiye’ye üstünden Avrupa’ya erişmesi mevzusunda izahat yapmış oldu.


Mevlüt Çavuşoğlu: Türkmen gazının Türkiye'ye gelmesi için hazırız

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, resmi ziyaret amacıyla Ankara’da bulunan Türkmenistan Dışişleri Bakanı Raşit Meredov ile bir araya geldi.

İki isim sonrasında ortak basın toplantısı için kameraların karşısına geçti.

‘TÜRKMEN GAZI İÇİN TÜRKİYE HAZIR’ MESAJI

Çavuşoğlu, “Türkmen gazının Türkiye’ye gelmesi ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşması için biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız.” dedi.

 

Ayrıntılar gelecek…

Mevlüt Çavuşoğlu: Türkmen gazının Türkiye ye gelmesi için hazırız #1


Okumaya devam et.

Facebook

Popüler

Python örnek projeler deneme bonusu veren siteler